Şeyh Ahmet Yasin

Ocak 27, 2007

Şeyh Ahmet Yasin’in şehid edilmesi
İsrail’in insan hakları ihlalleri, yargısız infazlar ve uluslararası sözleşmeleri ihlal konusunda umursamaz tutumuna en çarpıcı örneklerden biri kuşkusuz Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmet Yasin’e yönelik füze saldırısıdır. 22 Mart 2004 tarihinde gerçekleştirilen suikastla, 68 yaşındaki Yasin, tekerlekli sandalyesi ile sabah namazından döndüğü bir sırada, yanındaki dokuz kişi ile birlikte hayatını kaybetti. Yasin suikastı, bir yandan İsrail’in kanlı katliam tarihinde kara bir leke olarak yerini alırken, diğer yandan da, „barış“ kelimesini belki de bir uzun süre gündeme gelmemek üzere sona erdiren dönüm noktası olarak kayıtlara geçti.Kendini bile savunamayacak kadar fiziksel özürlü olan sivil bir lideri katlet Yazının devamını oku »


11 Eylül Sonrası

Ocak 27, 2007

11 Eylül Saldırıları’nın Ardından Amerika’da Filistinlilere Yönelik İnsan Hakları İhlalleri
11 Eylül saldırılarının ardından oluşan „anti-terörizm“ atmosferinde potansiyel terörist olarak algılanan Arap ve Müslümanlar aleyhinde yapılan propaganda başarıya ulaşmış gibi gözükmektedir. Taliban, Bin Ladin, El Kaide, Vahhabi gibi terimlerin ve isimlerin bugün insanların zihinlerine olumsuz birer imge olarak kazınmış olması bu başarının en büyük göstergesidir. Yazının devamını oku »


Mitchell Komisyonu

Ocak 27, 2007

II. İntifadanın hemen ardından 17 Ekim 2000 tarihinde BMGK’nın kabul ettiği 1322 sayılı kararla, Eylül’de başlayan çatışmaların engellenmesi ve meydana gelen trajik olayların çabuk ve objektif bir şekilde araştırılması amacıyla bir mekanizmanın kurulması öngörülmüştür. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, Ürdün Kralı II. Abdullah ve AB Ortak Dış ve Savunma Politikası Temsilcisi Javier Solana’nın temsilcisi, Şarm el-Şeyh zirvesinde uluslararası bir araştırma komisyonu kurulmasını desteklemişlerdir. Bu amaçla, Kasım 2000’de ABD Senatörü George Mitchell Başkanlığında oluşturulan Mitchell Komisyonu, „şiddetin niye başladığı“ ya da „kimin sorumlu olduğu“ sorusundan ziyade, „nasıl önlenebilir“ sorusunu çalışmalarında esas almayı amaçlamıştır. Yazının devamını oku »


Yerleşimciler

Ocak 27, 2007

Yerleşimciler: Filistin Topraklarında İsrail Karakolları
Ortadoğu Barış Süreci’nin başladığı günden itibaren, iki taraf arasındaki çözülmesi en zor problemlerden biri, Yahudi yerleşim birimleri meselesi olmuştur. İsrail hükümeti mülteciler ve Kudüs meselelerinde gösterdiği uzlaşmaz tutumu yerleşim birimleri konusunda da sürdürmüştür. 1967’de İsrail’in Batı Şeria’yı ve Gazze’yi işgal etmesiyle birlikte bu bölgelerdeki demografik yapı hızla değişmeye başlamıştır. 1967 savaşının hemen ardından İşçi Partisi hükümeti, işgal altındaki toprakları İsrail ile birleştirmek için harekete geçmiş, Doğu Kudüs’ü ilhak etmiştir. Yazının devamını oku »


Ortadoğuda Yeni Utanç Duvarı

Ocak 27, 2007

Güvenlik Duvarı: Ortadoğu’da Yeni Utanç Duvarı
Güvenlik duvarı ilk kez İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un 21 Şubat 2002 tarihinde Filistin ile İsrail arasında güvenliği sağlamak için „tampon bölge“ oluşturma yönünde alınan kabine kararını kamuoyuna açıklamasıyla gündeme gelmiştir. Ardından Şaron 3 Haziran’da temel olarak Yeşil Hattı takip edeceği öne sürülen 700 kilometrelik duvarın 110 km’lik kısmının inşasını onaylamıştır. İsrail kabinesi 23 Haziran’da bir oya karşı 25 oyla yeni „güvenlik konsepti“ni kabul etmiştir. Üç etapta inşa edilmesi planlanan duvarın ilk etabı olan kuzeyden güneye 110 kilometrelik kısım Temmuz 2003 sonunda tamamlanmıştır.Kilometre başına maliyeti 1.6 milyar dolar olan duvar, 8 metre yükseklikte olup tamamlandığında, Berlin Duvarı’nın uzunluğunun 10 katından fazla ve yüksekliğinin 2 katı olacaktır. Her 200 metrede bir gözlem kulesi bulunan duvar, elektrikli tel örgülerle, derin ve dört metre genişlikte hendekler ile çevrilidir. Duvarın yakınlarında kimsenin dolaşmaması için uzaktan kumandalı silahlar bulunmaktadır. Kimi bölgeler ayak izlerinin takip edilebilmesi amacıyla kumlarla kaplanmıştır. İsrail askerlerinin sürekli devriye gezdikleri bir de yol vardır. Yazının devamını oku »


Dolaşım özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar

Ocak 27, 2007

İsrail, II. İntifada’nın başlangıcından itibaren işgali altında tuttuğu
topraklarda Filistinlilerin dolaşım özgürlüğüne çok ciddi sınırlamalar
getirmiştir. Sadece Eylül 2000 ve Şubat 2001 tarihleri arasında, sınır
içi dolaşım sınırlamaları ve engellemeleri Batı Şeria’nın tamamında ve
Gazze’nin ise %89’unda uygulanmıştır. Gazze ve Batı Şeria’ya giden
güvenli koridor uzun süre kapalı tutulmuştur. Filistin’in tek havaalanı
olan Gazze’deki Dahania Havaalanı uzun süre kapalı tutulmuştur.
Filistinlilerin İsrail’e girişleri sınırlandırılmış ve 100.000
Filistinlinin işyerlerine ulaşımı engellenmiştir.
Gazze, Han Yunus ve Refah şehirleri arasındaki hareket engellenmiş,
Batı Şeria’da İsrail askerlerine ait yüzlerce kontrol noktası inşa
edilmiştir. Tüm bu sınırlama ve ablukalar nedeniyle işsizlik oranı
%11’den %38’e çıkmıştır. İsrail’in güvenlik gerekçesi ile uyguladığı bu
kısıtlamaların ekonomik anlamda Filistinliler için yıkıcı etki yaptığı
söylenebilir.
İsrail
tarafından uygulanan ablukalar ve kısıtlamaların bölgedeki sağlık ve
eğitim şartları üzerinde de önemli etkileri olmuştur. Hastaneye
ulaşımların engellenmesi nedeniyle pek çok Filistinli tedavi olma
imkanından yoksun bırakılmış; ayrıca, El-Halil’de çok sayıda okul
kapatılmış, 13.000 öğrenci eğitim imkanından mahrum bırakılmış ve
yaklaşık 500 öğretmen işsiz kalmıştır. Kapatılan okullar içinde askeri
üsse çevrilenler de olmuştur.
İsrail askerlerinin aşırı güç
kullanımı ve uluslararası hukukla uyuşmazlığı, bu güçlerin hasta ve
yaralıları taşıyan ambulansları engellemelerinde de görülebilir. İsrail
askerleri bu araçlara defalarca saldırmakla kalmayıp aynı zamanda
ambulans ve özel araçların hastanelere ulaşmasını engellemektedir.
Kaynak


Tutuklu ve Gözaltındaki Filistinliler

Ocak 27, 2007

İsrail’in kurulduğu yıldan itibaren en sık işlediği insan hakları
ihlallerinden biri, Filistinlilere karşı sistematik olarak işkence
uygulamasıdır. İsrail zindanlarındaki Filistinli tutukluların tam bir
insanlık dramı yaşadıkları, bu insanların işgal yönetiminin görevlileri
tarafından her türlü insanlık dışı muameleye ve işkencenin her şekline
maruz bırakıldıkları çeşitli insan hakları örgütlerinin raporları ile
doğrulanmıştır. Bugün İsrail cezaevlerinde binlerce Filistinli tutuklu
bulunmaktadır. Filistin Özerk Yönetimi’ne bağlı Esirler Bakanlığı’nın
hazırladığı rapora göre Filistinlilerin %25’i en az bir kere işgalci
İsrail askerleri tarafından tutuklanmıştır.

Serbest Kalan Esirlerin Yeniden Topluma Kazandırılması Programı
Genel Müdürü Radi el-Cera’i konuyla ilgili olarak Batı Şeria’nın
Ramallah şehrinde düzenlenen bir panelde yaptığı açıklamada halen
İsrail zindanlarında 7.254 Filistinli kadın ve erkek esir bulunduğunu
ifade etmiştir. El-Cera’i’nin verdiği bilgilere göre işgal devletinin
zindanlarında tutulan Filistinli esirlerin 322’sini yani %4.2’sini
çocuklar oluşturmaktadır. Çocuk yaşta olmayanların ise yaş gruplarına
göre dağılımı şu şekildedir: 18-30 yaş %53.1; 31-40 yaş %37.1; 51-60
yaş %3.2; kalanı 60 yaş üzeri. El-Cera’i İsrail zindanlarında halen 63
Filistinli esir kadının bulunduğunu belirtmiştir. Kadınların çoğunluğu
İsrailli ağır cezalı kadınların bulunduğu Teretsiya Hapishanesi’nde
tutulmaktadırlar. Zindanlarda bulunan Filistinli esirlerin %31.3’ünün
evli, %68.7’sinin ise bekar olduğu ifade edilmiştir.
Tutuklular
genellikle, İsrail’de işkence mekanizması durumundaki iç istihbarat
örgütü ŞABAK’ın diğer adıyla Shin-Bet’in sorgulama odalarından
geçmektedirler. İsrail yasaları Filistinlilere işkence yapılmasına izin
verdiğinden, Filistinliler zindana atılmadan önce işkenceye tabi
tutulmaktadırlar. Bu işkence birçoklarının ömür boyu sakat kalmalarına
sebep olurken, birçok kişi de bu işkence yüzünden hayatını
kaybetmektedir. İsrail insan hakları örgütü Betselim’in
raporlarına göre Birinci İntifada’nın başladığı 8 Aralık 1987
tarihinden Şubat 1995 sonuna kadar geçen süre içinde İsrail
zindanlarındaki Filistinli mahkumlardan 35’i işkenceyle öldürülmüştür.
FKÖ’nün
imzaladığı özerklik anlaşmalarına göre İsrail hapishanelerindeki
Filistinli tutukluların büyük bir çoğunluğunun serbest bırakılmaları
gerektiği halde İsrail yönetimi, söz konusu anlaşmaları
desteklediklerine ve İsrail’e karşı tavır almayacaklarına dair bir
belge imzalamaları şartıyla tutukluların çok az bir kısmını serbest
bırakmıştır. Onlardan boşalan yerleri de çok geçmeden yeni tutuklularla
doldurmaya başlamıştır. Öte yandan İsrail Yüksek Mahkemesi’nin
Filistinlilere elektrik şoku verilerek işkence edilmesinin yasaklanması
için İsrailli bir hukuk derneğinin açtığı davayı reddetmesi, bu ve
benzeri pek çok kararla işkenceye yasal bir boyut kazandırmıştır.
İsrail genel savcısı bu davanın reddedilmesiyle ilgili açıklamasında,
elektrik şokuyla veya diğer metotlarla yapılan işkencenin Filistinli
savaşçıların planladığı birçok eylemin önüne geçtiğini ileri sürmüştür.

Uluslararası Af Örgütü’nün yayınladığı bir rapora göre de
İsrail, Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’yi işgal ettiği 1967 tarihinden
2000 yılına kadar 700.000 Filistinliyi tutuklamış ve bunların % 90’ına
işkence etmiştir. İsrail zindanlarına giren Filistinlilerden seçilen
477 kişi üzerinde Dr. Kute adında bir bilim adamının öncülüğünde
yapılan bir araştırma sonucunda, seçilenlerden %95.8’inin işkence
gördüğü tespit edilmiştir. Uygulanan işkence metotları konusunda
verilen rakamlar ise şöyledir: Araştırma için seçilenlerin %92.9’unun
aşırı soğukta tutulduğu, %76.7’sinin aşırı sıcağa maruz bırakıldığı,
%91.6’sının uzun süre ayakta tutulduğu, %68’1’inin boğazlarının
sıkıldığı ve boğulmakla tehdit edildikleri, %77.4’ünün uzun süre aç
bırakıldıkları, %86’sının uzun süre tek kişilik hücrelere
kapatıldıkları, %71.5’inin uzun süre uykusuz bırakıldıkları,
%81.6’sının şiddetli şekilde etlerinin sıkıldığı, %94.8’inin sözlü
hakaretlere uğradıkları, %90.6’sının değişik şekillerde tehdit
edildikleri, %70,2’sinin başkalarına yapılan işkenceyi seyretmek
zorunda bırakıldıkları, %13.4’ünün zararlı gazları teneffüs etmeye
zorlandıkları, %9.5’inin de başta elektrik şoku olmak üzere çeşitli
işkence uygulamalarına maruz bırakıldıkları tespit edilmiştir. Ayrıca
bunlardan %28.1’ine kendi yakınlarının gözlerinin önünde işkence
edildiği, %27.9’unun eşlerine ve annelerine cinsel tecavüzde
bulunulacağı tehdidinin yapıldığı, %44.9’unun yakınlarının yanında
dövüldüğü tespit edilmiştir. Seçilenlerden %41.9’u maruz kaldıkları
işkenceler yüzünden aile fertleriyle ilişkilerinde problemler
yaşamaktan, %44.7’si de topluma uyum sağlamakta zorluk çekmekten
şikayetçi olmuşlardır. Araştırma için seçilen kişilerden %20.1’inin
cinsel sorunlar yaşadıkları, %76.5’inin de ekonomik problemler içinde
oldukları belirlenmiştir.
İkinci İntifada sonrası şiddetin
tırmanması ile tutuklulara ve hapishanelerdeki Filistinlilere yönelik
işkencenin arttığı gözlemlenmiştir. İsrail’de İşkenceye Karşı Halk
Komitesi’nin (The Public Committee Against Torture in İsrael) 2003
yılında yayınladığı bir rapora göre İntifada’nın başladığı Eylül
2000’den Nisan 2003’e kadar olan dönemde 28.000 Filistinli
tutuklanmıştır. Tutuklananların ise %58’inin fiziksel şiddete maruz
kaldığı, %52’sinin uykudan mahrum bırakıldığı ve %72’sinin küçük
düşürücü ve aşağılayıcı sözlere muhatap bırakıldığı tespit edilmiştir.
Nisan ayının başından Mayıs ayının ortalarına kadar yaklaşık bir buçuk
aylık oldukça kısa bir dönemde 5.362 Filistinlinin tutuklandığı ve
bunlardan 1.107’sinin gözaltına alındığı ifade edilen raporda
işkencenin boyutları tüm çıplaklığı ile ortaya konmaktadır.
İsrail
Savunma Kuvvetleri’ne mensup askerlerin tutuklu ya da gözaltındaki
Filistinlilere yönelik işkence metotlarını aşağıdaki şekilde özetlemek
mümkündür.
Gözaltına alınanların ve akrabalarının evlerini aramak ve evlerine zarar vermek,
Tutuklular için özel olarak hazırlanan tesislerde çeşitli yöntemlerle fiziksel işkenceye maruz bırakmak,
Tutukluları saatlerce zincirli tutmak,
Tutukluları aşırı sıcak ve aşırı soğukta savunmasız bırakmak,
Tutuklunun
hayatta kalmasına imkan verecek kadar hava ve güneş alan, 1-1,5
metrelik tek kişilik, tuvalet imkanının olmadığı hijyenik olmayan,
hücrelerde tutmak,
Soyunmaya zorlamak, üzerine köpek salarak
korkutmak, diğerlerine yapılan işkenceyi izletmek gibi çok farklı
işkence metotları uygulanmaktadır.

Kaynak