Yerleşimciler

Yerleşimciler: Filistin Topraklarında İsrail Karakolları
Ortadoğu Barış Süreci’nin başladığı günden itibaren, iki taraf arasındaki çözülmesi en zor problemlerden biri, Yahudi yerleşim birimleri meselesi olmuştur. İsrail hükümeti mülteciler ve Kudüs meselelerinde gösterdiği uzlaşmaz tutumu yerleşim birimleri konusunda da sürdürmüştür. 1967’de İsrail’in Batı Şeria’yı ve Gazze’yi işgal etmesiyle birlikte bu bölgelerdeki demografik yapı hızla değişmeye başlamıştır. 1967 savaşının hemen ardından İşçi Partisi hükümeti, işgal altındaki toprakları İsrail ile birleştirmek için harekete geçmiş, Doğu Kudüs’ü ilhak etmiştir.İşgal altında tutulan topraklarda sonradan sivil bir görünüm kazanacak olan yarı askeri yerleşim merkezleri kurulmuştur. Savaştan kısa bir süre sonra Golan Tepeleri’nde ve Batı Şeria’daki Kfar Etzion’da bir yerleşim merkezi kurulmuştur. İşçi Partisi hükümetinin planlarında önemli rol oynamış Savunma Bakanı Moşe Dayan, „Bu topraklarda kurulmuş olan yerleşim birimlerinin sonsuza kadar kalacaklarını ve gelecekteki sınırların bu merkezleri İsrail’in bir parçası olarak kapsayacağını“ ileri sürmüştür.
İsrail’in bugünkü yerleşimci haritası 1950 ve 1960’lı yıllardakinden çok farklıdır. Batı Şeria’daki yeni Yahudi yerleşim merkezlerinin sayısının gün geçtikçe artması haritayı oldukça değiştirmiştir. 1970 ve 1980’li yıllar bu açıdan önemlidir, çünkü İsrail’in işgal altındaki topraklarla bağı güçlendirilmiş ve bu topraklar için yeni bir harita çizilmiştir. Önceki yıllardan farklı olarak 1970’li ve 80’li yıllarda İsrail’in yerleşim politikalarında ekonomik kaygılardan çok siyasi kaygılar ön plana çıkmıştır. Buna göre, Batı Şeria’nın hayati bölgelerini, İsrail’in büyük kentlerine organik olarak bağlayacak büyük merkezlerin oluşturulması öngörülmekteydi. Bundaki amaç, ikili bir toplum yaratmak, Arap kent ve köylerini –tümü işlevsel otoyollarla birbirine bağlanmış- koğuşkent niteliğindeki büyük Yahudi banliyöleri, yerleşim merkezleri ve askeri kampların çevrelediği gettolar haline getirmekti. Özellikle Likud Partisi lideri Netanyahu döneminde uygulamaya konulan, Doğu Kudüs’te yeni yerleşim birimleri kurmayı amaçlayan Har Homa Projesi barış sürecinin önünde önemli bir engel teşkil etmiştir. Söz konusu projeyle Doğu Kudüs’teki radikal Yahudilerin nüfusunun artması hedeflenmiş, proje tamamlandığında ise Doğu Kudüs ile Batı Şeria arasındaki bağlantı kesilerek Filistinlilerin Kudüs üzerindeki hayallerinin sona ermesi sağlanmaya çalışılmıştır.
Batı Şeria ve Gazze’de genişlemeye devam eden Yahudi yerleşim bölgeleri II. İntifada’da önemli bir rol oynamıştır. Yerleşim bölgelerinin inşasının devam etmesi, barış süreci için önemli bir engel ve uluslararası hukuk açısından da önemli bir sorundur. İşgalci gücün işgal ettiği topraklara kendi insanlarını yerleştirmesini yasaklayan Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 49. maddesi ihlal edildiği için, bu yerleşim bölgelerinin hukuk dışı olduğu ortadadır. Dördüncü Cenevre Sözleşmesinin 49. maddesine göre „İşgalci güç, işgal ettiği bölgeye kendi sivil nüfusunun bir bölümünü göndermeyecek ya da transfer etmeyecektir.“ Lahey Düzenlemeleri’nin 55. maddesi ise işgal devletinin, güvenlik ihtiyacı ve yerel nüfusun faydası için olan durumlar hariç, devlet mülkiyetinin karakter ve doğasını değiştirmesini yasaklamaktadır. İsrail’in İsrailli siviller için Batı Şeria ve Gazze’de yerleşim yerleri, yollar ve ilgili altyapıyı inşa etmesi, bu iki istisnai durum kriterlerine uymamaktadır. Uluslararası toplum da bu konuda Filistinlileri desteklemektedir. Nitekim, BM’nin yayınladığı çok sayıda kararda İsrail’in yerleşimcilerle ilgili politikaları kınanmıştır. BM Güvenlik Konseyi, 22 Mart 1979 tarihinde aldığı bir kararında; „İsrail’in Filistin’de ve 1967’den beri işgal altında olan diğer Arap topraklarında yerleşim kurma politikalarının ve uygulamalarının yasal geçerliliği olmadığını ve Ortadoğu’da kapsamlı, adil ve kalıcı barışın sağlanmasına ciddi bir engel teşkil ettiğini“ ifade etmiştir. Son olarak, 2001 yılında başlatılan Cenevre girişimi sonucu ortaya çıkan alternatif Ortadoğu planı, Filistin egemenliğindeki topraklarda ikamet eden Yahudi yerleşimcilerin İsrail’e yerleştirilmesini, binalar ile altyapının Filistin tarafına bırakılmasını öngörmektedir.
Tüm çabalara rağmen İsrail yerleşimleri son 10 yılda dikkate çekici oranda artmıştır. Oslo Barış Süreci’nde (1993-2000), Batı Şeria ve Gazze’deki İsrailli yerleşimcilerin sayısı %50’den fazla artış göstermiştir. Batı Şeria ve Gazze’de İsrail yerleşimlerinin artması nedeniyle, sıklıkla Filistinlilerin saldırılarına uğrayan yaklaşık 38.000 İsrailli yerleşimcinin güvenlik ve hareket özgürlüğünü güvence altına almak için İsrail, bu bölgede yaşayan yaklaşık 3,5 milyon Filistinliyi belli bölgelere hapsetmiş; bölge kapatmaları, sokağa çıkma yasağı ve diğer hareket kısıtlamaları uygulamıştır.
İsrail yerleşimleri ve bunların etrafındaki büyük alan sadece İsrailli yerleşimciler tarafından kullanılabilmektedir. Örneğin, Batı Şeria’da yerleşimcilere ve orduya, Filistin yerleşim bölgelerine uğramadan geçme imkanı tanıyan 400 kilometreye yakın çok geniş bir yol, Filistinlilerin 1.600 dönüm toprağına el konulmak suretiyle inşa edilmiştir. Filistinlilerin bu bölgede bina inşa etmesi ya da toprağı işlemesi de yasaktır. Ayrıca, İsrail yerleşimleri önemli ölçüde su tüketmektedir; bu da sıklıkla yakındaki Filistin köy ve şehirlerinin sudan mahrum kalmasına neden olmaktadır. Toprağın İsrail yerleşimleri, yan yollar ve gerekli altyapı için gasp edilmesi ve su dahil diğer yaşamsal kaynakların ayrımcı biçimde tahsisi, bölgedeki Filistin nüfusunun yeterli geçim, barınma, sağlık, eğitim ve çalışma hakları gibi temel hakları üzerinde son derece yıkıcı etki yapmaktadır.
Yerleşimciler yukarıda zikredilen özellikleri nedeniyle II. İntifada sırasında sık sık Filistinlilerin hedefi olmuşlardır. Filistinliler İsrail’in yerleşimci politikasının ileride kurulması muhtemel Filistin Devleti için önemli bir engel teşkil ettiğinin farkındadırlar. Yerleşimciler, Filistin’in toprak bütünlüğünü engelleyecek şekilde stratejik bölgelerde bulunduklarından, Filistin devletinin bütünlüğüne zarar verecektir. Ayrıca Filistinlilerin ölümüne ve yaralanmasına yol açan İsrail askerleri tarafından yapılan şiddet hareketlerinin çoğu sıkı korunan yerleşim bölgelerinin yakınlarında meydana gelmektedir. Yerleşim bölgeleri, İsrail işgalinin arttırdığı öfke için en yakın hedeftir. Çünkü İsrail askerleri tarafından Filistinlilerin mülklerinin yıkımı askeri çıkarlar için değil, yerleşimcilerin çıkarı içindir. Evler, meyve ve zeytin ağaçları, tahıllar yerleşimcilerin daha güvenli yollarla yerleşim bölgelerine ulaşımını sağlamak için yok edilmiştir.
Sonuç olarak İsrail, 1967’den bu yana Yahudi yerleşim bölgelerinin inşa edilmesi, finanse edilmesi ve genişletilmesinden sorumludur. Bazı İsraillilerin, yerleşim bölgelerinin çoğunun güvenliğe hiçbir katkısı olmadığı, tersine orduya yük olduğu gerekçesini ileri sürmelerine rağmen İsrail, yerleşim bölgelerinin sayısını artırarak işgal altındaki topraklarda kendi kontrolünü sağlamak üzere fiili durum yaratmaya çalışmaktadır.

Kaynak

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: