Mitchell Komisyonu

II. İntifadanın hemen ardından 17 Ekim 2000 tarihinde BMGK’nın kabul ettiği 1322 sayılı kararla, Eylül’de başlayan çatışmaların engellenmesi ve meydana gelen trajik olayların çabuk ve objektif bir şekilde araştırılması amacıyla bir mekanizmanın kurulması öngörülmüştür. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, Ürdün Kralı II. Abdullah ve AB Ortak Dış ve Savunma Politikası Temsilcisi Javier Solana’nın temsilcisi, Şarm el-Şeyh zirvesinde uluslararası bir araştırma komisyonu kurulmasını desteklemişlerdir. Bu amaçla, Kasım 2000’de ABD Senatörü George Mitchell Başkanlığında oluşturulan Mitchell Komisyonu, „şiddetin niye başladığı“ ya da „kimin sorumlu olduğu“ sorusundan ziyade, „nasıl önlenebilir“ sorusunu çalışmalarında esas almayı amaçlamıştır.Şarm el-Şeyh Komisyonu’nun 30 Nisan’da tamamladığı rapor incelendiğinde, Filistin ve İsrail tarafının bakış açılarını yansıtmaya çalıştığı görülmektedir. Raporun, Filistin ve İsrailli taraflar arasında tartışma konusu olan iki mevzuya dair açıklaması da bunu doğrular mahiyettedir. Birinci örnek için rapor, İsraillilerin, Filistin yönetiminin ayaklanmayı kasıtlı olarak başlattıklarına dair suçlamalarına ikna edici kanıt bulunamadığı sonucuna varmıştır. Öte yandan da Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa’ya yaptığı ziyaretin provokatif ve zamansız bir hareket olmakla beraber, bunun El-Aksa İntifadası’na yol açmadığını dile getirmiştir. Görünen odur ki, rapor çözüm önerisi sunmaktan çok, tarafları yatıştırma amacını gütmektedir. Ancak yeni hiçbir şey getirmemiş ve somut çözüm önerileri sunmamış olmasına rağmen bu rapor, uluslararası toplum tarafından desteklenmiş bir komisyon tarafından hazırlanmış olması hasebiyle önem arzetmektedir.
Uluslararası toplumun desteğini sağlamaya çalışan her iki taraf da raporu kabul ettiklerini açıklamış, ancak raporun içeriğinden bahsederken seçici davranmaktan da geri durmamıştır. İsrail tarafı, „Filistin’in şiddeti durdurmasına“ yönelik çağrıyı dile getirirken, Filistin tarafı da raporun „İsrail’in yeni yerleşim yerleri inşa etme faaliyetlerini durdurması“ noktasından raporu değerlendirmektedir. Rapora göre, güven artırıcı önlemlerin bir parçası olarak İsrail’in yerleşimleri tamamen dondurması gerekmekteydi. İsrail ise, yerleşimciler sorununun, iki tarafın da daha önce anlaştığı üzere, Kudüs, mülteciler ve sınırlar sorunuyla birlikte nihai görüşmelerin bir parçası olduğunu belirterek bu sorunun diğerlerinden ayrılması gerektiğini söyleyen herhangi bir anlaşma olmadığının altını çizmiştir. Filistin tarafı ayrıca, raporun Filistinlilerin kaygılarını yeterince yansıtmadığını düşünmektedir. Ancak raporun asıl eksik kaldığı nokta; yürürlüğe konmasına yönelik bir zamanlama ve uygulamasını takibe yönelik izleme mekanizması öngörmemesidir.Gerçekten de İsrail’in yerleşim birimleri inşa etme politikası ileride kurulacak Filistin devletinin önündeki en önemli engellerden biridir. İsrail bu politikasıyla, Filistin’in kendi kaderini tayin hakkını fiziki bir engel koymak suretiyle ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.

Kaynak

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: