Filistinli Kimdir?

Uzmanlar „kimlik“ kelimesinin tanımlanmasında „bir kişiyi“ ya da bir grubu başkalarının nasıl tanımladıklarına değil, „o kişinin“ ya da „grubun“ kendilerini nasıl tanımladıklarına bakmak gerektiğini söylemektedirler. Bu açıdan bakıldığında, her ne kadar Filistin bölgesindeki insanlar homojen bir yapı gösterseler de, değişik ülkelere dağılmış olan Filistinlilerin tam olarak birbiriyle örtüşmeyen „Filistinli kimliği“ tanımı yaptıkları görülmektedir. Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere, nüfusunun yarısından fazlası dünyanın değişik bölgelerine dağılmış vaziyette yaşayan ve birbirleriyle sıkça ilişkiye girmeyen farklı birkaç Filistinli yaşamının varlığı tek bir milli kimlikten bahsetmeyi zorlaştırır. Filistinliler, yaşadıkları tarih, şu anda içinde bulundukları farklı sosyo-ekonomik koşullar ve farklı coğrafyalar nedeniyle özgün bir konuma oturtulmak zorundadır.
Filistinlilerin kendi benliklerini ortaya koymaları 1880’lerden başlayarak Filistin’e akın eden Yahudilere olduğu kadar Siyonist örgütlerin Filistin hakkındaki ideolojik beyanlarına karşı bir tepkiydi aynı zamanda.
Filistinli kimlik bilincinin oluşumu Filistin sorunu ile iç içe geçmiştir. Bu özelliği dolayısıyla sürekli anti-İsrail, anti-Yahudi söylemle beslenmiştir. Dolayısıyla büyük oranda bir „tepki kimliğidir“. Yaşadıkları zor şartlar ve uğradıkları haksızlıklar nedeniyle bir „direniş kimliğidir“ de aynı zamanda. Neye ya da kime karşı direniş? Çoğu zaman İsrail’e, bazen de yaşadıkları ülkelerdeki çoğunluk unsurlarına karşı bir direniş ve tepki kimliği.
Filistinliler, İsraillilerin ve Batılıların yurtsuzlaştırma etkisi yapan söylemlerine karşı kendi kimliklerini ve toprağa bağlılıklarını dillendirmişlerdir. Batılılar, Yahudi olmayan halkın varlığından Arap isyanı (1936-1939) ile haberdar olmuşlardır. 1948 yılında Filistin topraklarında İsrail devletinin kurulması ve Manda Filistin’den arta kalanlara da Mısır ve Ürdün’ün el koymasıyla Filistinlilerin „Filistin topraklarında yaşayanlar“ olarak tanımlanması sona ermiştir. Bundan sonra mülteci, İsrailli Arap, Ürdünlü, Mısırlı, Lübnanlı, fedai gibi sıfatlarla anılmışlardır. Filistinliler ise yukarıda anılan tüm sıfatları reddetmektedirler. Kısacası ben Yahudi değilim, ben Mısırlı, Ürdünlü, Lübnanlı değilim, ben terörist değilim diyerek, „ben Filistinliyim“ ifadesiyle kendilerini tanımlamaktadırlar. Farklı ülkelerde ve farklı sosyo-ekonomik koşullarda yaşayan Filistinliler birbiriyle tam olarak örtüşmese de „ben Filistinliyim“ ortak tanımında birleşmişlerdir. Bu kimlik tanımında bir zamanlar kaybedilmiş olan aynı toprak parçasına atıf yapılır. „Filistinli kimliği“ ifadesinin içi doldurulurken, kimi zaman farklı kimi zaman ortak bazı semboller kullanılır. Hatta bazı ortamlarda öteki olarak algılanan grupların üyelerini dışlamak üzere kullanılan tanımlayıcı özellikler, başka bir ortamda yakın ilişkileri ortaya koymak üzere kullanılmaktadır. Bu bağlamda „dil“ konusu oldukça çarpıcı bir örnek olarak gösterilebilir. İbranice bilen Filistinliler İsraillilerle konuşurken bu dili pek nadir olarak kullanırlar. Bunun yerine İngilizce kullanmayı tercih ederler. Ortadoğu’da bulunan İsraillilerin oluşturduğu doğulu Yahudiler de evde Arapça konuşmakla birlikte kamuya açık yerlerde, Arap sanılırlar korkusuyla Arapça konuşmazlar. Bu açıdan bakılınca, Arapça Filistinli kimliğinin en önemli birleştirici özelliklerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır.
Hem sürgünde hem de işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerin ortak tutkusu Filistin topraklarına yeniden sahip olmaktır. Fakat bu tutkuya sahip olanların pek azı geçmişte ortak bir toprak parçasını paylaşmıştır. Bu durum sadece 1948 mültecileri için geçerlidir. Bunların sürgünde dünyaya gelen üçüncü kuşak sonrası torunları, geçmişte müthiş şeyler yapmış, aynı topraklar üzerinde yaşamış olma durumundan ve bunların vereceği motivasyondan yoksundurlar. Ancak gelecekte kendilerine ait olan aynı topraklar üzerinde yaşama hayali Filistinli direnci ve kimliğini ayakta tutmaktadır. Filistin diasporasından gelen daha eğitimli bir Filistinli ile Filistin mülteci kampından gelen bir Filistinli entegrasyon sürecinde karşılaşacakları sorunları şu an için düşünmemektedirler. Onların şu an için düşündükleri Filistin’in kurtuluşudur ve çalınan, işgal edilen toprakların geri alınmasıdır. Kısacası bir ulus olma fikrini sürekli canlı tutan bir „sürgün kimliği“ söz konusudur. Sürgün deneyimi Filistinlilerin çoğu için ortak acı ve ortak motivasyon anlamına gelir. Bu motivasyon I. ve II. İntifadanın ortaya çıkmasını sağlayacak olan „kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan“ insanların motivasyonudur. Tüm bu psikoloji ve parçalanmışlık içinde bir bütünleşmenin yaşandığının ipuçları görülebilmektedir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, Filistin, farklı konumlardaki Filistinliler tarafından farklı biçimde hayal edilecektir. İşgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinli, İsrail politikaları doğrultusunda gelişmelere bakarak geçmiş ve gelecekteki Filistin’i farklı bir biçimde algılayacak, New York ya da Beyrut’ta sürgünde yaşayan diğer Filistinli ise daha değişik bir Filistin düşleyecektir. Bu algılama ve düşteki çeşitlilik birlikte yaşama arzusu ve iradesi propagandasının yapılmasına ve sağlanmasına gelindiğinde ciddi sorunlar yaratacaktır. Bu çerçevede milli kimliğin önemli unsurlarından olan dost-düşman tanımlaması da farklılık göstermektedir. Birinci kuşak mülteci Filistinliler için düşman daha çok İsrail iken, kamplarda yaşayan daha genç Filistinliler için düşman, İsrail’in yanında sürgünde kendilerini sömüren herkes olmuştur. Ancak şu anda Filistinlilerin derdi bu da değildir, gittikçe güçlenen birlikte yaşama isteği ve bu uğurda verilen mücadeledir asıl olan.
Edward Said 1985’te yazdığı Filistin Sorunu adlı kitabında „Bireyler olarak Filistinlilerin yaraları aynı temanın 3.5 milyon varyasyonu gibidir“ ifadesiyle bu gerçeği dile getirmektedir. Ona göre, „her bir Filistin toplumu kimliğini muhafaza etmek için iki ayrı düzeyde mücadele etmek zorundadır: birincisi, bir Filistinli olarak Siyonizm’le ve kaybolan bir vatana ilişkin tarihi ile hesaplaşmak; ikincisi, yine bir Filistinli olarak günlük yaşam koşullarını ve oturduğu devlette maruz kaldığı baskıyı göğüslemek. Lübnanlı Filistinliler, Amerikalı Filistinliler, Ürdünlü, Suriyeli, Batı Şerialı Filistinliler vardır ve sayıları, İsrail Yahudilerine ve diğer Araplara oranla daha hızla büyümektedir. Bugün New York ya da Amman gibi yerlerde Filistinli çocuklar doğuyor ve hala kendilerinin Shafa Amr, Kudüs ya da Tiber’li olduklarını söylüyorlar“.

Kaynak

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: