Abdussamed Hasan Selmân Harizat

Filistin’in bağımsızlık mücadelesinde şehid edilenlerin hepsi İsrail askerlerinin veya polislerinin yahut onların koruması altındaki sivil görünümlü yahudi yerleşimcilerin attığı kurşunlarla öldürülenler değil. Bunların yanı sıra Shin-Bet diye bilinen ölüm mangalarının işkenceleri altında can verenler de hayli yekûn teşkil ediyorlar. .İsrail’deki insan hakları örgütlerinden Betselim’in verdiği bilgilere göre intifadanın başladığı Aralık 1987’den Şubat 1995’in sonuna kadar işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail askerleri tarafından öldürülen Filistinlilerin sayısı 2405’i buldu. Bunların 35’ini de işkenceyle öldürülenler oluşturuyor. Bu rakamların ne kadar gerçeği yansıttığını bilmiyoruz. Ama her haliyle İsrail’deki vahşeti gözler önüne seriyor.. Benim konuşmacı olarak katıldığım bir açık oturumda, İsrail’e muhabbetiyle tanınan bir Türk (yani Türkiyeli) yazar İsrail’i “Ortadoğu’nun tek demokratik ülkesi” olarak tanıtmıştı. Demek ki bu demokrasi ne menem şeyse her tarafa çekilebiliyor. Öyle ki insanlık açısından utanç verici vahşet manzaraları sergileyenler bile bulundukları bölgenin en hatta tek demokratları olabiliyorlar!

Şimdi sizlere bir vahşet hikâyesi anlatacağız. Bu hikâye kendilerini çağdaş sananların “taş devri” olarak adlandırdıkları döneme ait bir masal değil. Bana öyle geliyor ki o taş devri insanları günümüzde kendilerini uygar olarak tanıtıp insanlara kan kusturanlardan daha uygardılar. Çünkü her ne kadar taş devrini çok iyi bilmiyorsak da günümüzde yaşanan vahşetin o dönemde yaşandığına dair rivayetler duymadık. .Biz bu yazıda İsrail’in işgali altında bulunan Filistin topraklarında geçtiğimiz Nisan ayında yaşanan gerçek bir olayı aktaracağız.. Bu olay yüzlercesinden belki binlercesinden bir örnek.

Abdussamed Hasan Harizat, Hz. İbrahim (a.s.)’ın şehri olduğundan dolayı el-Halil olarak adlandırılan ve meşhur Hz. İbrahim Camisi’ni bağrında barındıran kutsal şehirde yaşıyordu ve henüz 30 yaşındaydı. Yani ömrünün en verimli dönemini yaşıyordu. Bu yüzden siyonist işgali altında inim inim inleyen halkının bağımsızlık mücadelesinde önemli roller üstlenebileceğine inanıyordu. .Filistin halkının davasına sahip çıktıklarını ileri sürüp de işgalcilerle işbirliği yapanlardan bir şey beklenemeyeceğini bildiğinden bağımsızlık mücadelesinin ancak ve ancak İslâm’a sımsıkı sarılmakla sürdürülebileceğine inanıyordu. Bu yüzden genç yaşlarında Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS)’ın saflarına katılmıştı. .

.Siyonist işgalciler yıllardan beri bir yerlere getirebilmek için besledikleri, boyayıp Filistin halkının lideri diye dünya kamuoyuna tanıttıkları Arafat’a Gazze’deki İslâmi hareketle uğraşma işini devrettikten sonra el-Halil şehrinin de içinde bulunduğu Batı Yaka’yla biraz daha fazla ilgilenme fırsatı bulmaya başlamışlardı.. Yani artık İslâmi hareket karşısında Arafat’la Rabin bir işbölümü yapmıştı. Bu iş bölümünde Batı Yaka ve 1948’de işgal edilmiş olan topraklar Rabin’in, Gazze ve Eriha da Arafat’ın payına düşmüştü. Dolayısıyla Rabin’in ölüm mangaları yani Shin-Bet kasapları Batı Yaka’da daha çok insan tutuklama, daha çok kimseye işkence etme fırsatı bulabiliyorlardı.

.Bir gece sıra Abdussamed Hasan Selmân Harizat’a gelmişti.. İsrail iç istihbarat örgütü olarak bilinen ŞABAK (Shin-Bet) elemanları 22 Nisan 1995 Cumartesi akşamı Abdussamed’in el-Halil’deki evine geldi ve onu hemen o gece alıp el-Meskubiyye tutukevine götürdüler. el-Meskubiyye tutukevi Shin-Bet kasaplarının meşhur işkence merkezlerinden biri olarak bilinir. Abdussamed’e, daha önce oraya götürülenlere lâyık görülen muamelelerden farklı bir şekilde muamele edileceği beklenemezdi. Dolayısıyla Abdussamed’in anne, babası ve kardeşleri hemen endişelenmeye ve huzursuz olmaya başladılar.

.Abdussamed, HAMAS’ın el-Halil’deki hücrelerinden birine başkanlık etmekle suçlanıyordu.. el-Meskubiyye tutukevine götürüldüğünde kendisine: “Söyle bakalım başkanlık ettiğin hücrede başka kimler var?” gibi birtakım sorular sorulmaya başlandı. O sorulara sorgucuların istediği şekilde cevap vermeyince sorgucular hemen özel işkence eğitiminden geçirilmiş Shin-Bet mangalarını çağırdı ve Abdussamed’i işkence odasına götürmeleri için işaret verdiler. Shin-Bet’in işkence mangaları onu özel işkence odasına alarak kafasından ve vücudunun diğer yerlerinden şiddetle dövmeye başladılar. Bir süre sonra Abdussamed’in durumu kötüleşmeye başladı. .Ancak Shin-Bet mangaları vahşette sınır tanımadıklarından ve insaf duygularını kalplerinden kökleriyle birlikte söküp atmış olduklarından işkenceye devam ettiler.. Fakat biraz sonra Abdussamed’in durumunun iyice kötüleştiğini ve artık tamamen şuurunu kaybettiğini görünce: “Bu noktadan sonra işkence de bir şey ifade etmez. Çünkü bu genç şuurunu kaybetmiş. Dolayısıyla artık bir şey hissetmiyordur. Boşuna yorulmayalım” diyerek işkenceyi bıraktılar. Abdussamed’in hayatından ümit kalmadığını anlayınca da: “Bizim elimizde öleceğine hastanede ölsün. Cenazesini hastane morguna taşımak zorunda kalmayalım” diyerek bir ambulans çağırtıp Abdussamed’i Kudüs Hedasâ Ayni Kârim hastanesine gönderdiler. Hastane yetkililerinin söylediğine göre Abdussamed hastaneye götürüldüğünde artık tamamen şuurunu kaybetmişti ve hiçbir şey hissetmiyordu.

Öte yandan el-Meskubiyye tutukevinin yetkilileri: “Belki annesi ölmeden önce oğlunun canlı yüzünü görmek isteyebilir” diye düşünmüş olmalılar ki Abal Ele adlı bir ŞABAK subayını Abdussamed’in evine gönderdiler. Abal Ele eve giderek sadece annesiyle küçük kardeşinin Abdussamed’i görebileceğini haber verdi. Babasının görmesine ise müsaade yoktu. Annesi daha önce el-Meskubiyye işkence merkezine götürülenlerin başına gelenlerin oğlunun da başını geldiğini anlayarak hemen küçük oğlu Abdullah’ı alıp adı geçen yere gitti. Vardığında oradaki görevliler oğlunun Hedâsâ hastanesinde olduğunu söyleyerek oraya gitmesini istediler. Zavallı anne oğlunun ne durumda olduğunu artık iyice anlamıştı. .Çünkü Shin-Bet mangalarının işkenceye aldıkları bir kimseyi hayati tehlikeyle karşı karşıya gelmediği sürece bırakmadıklarını, öyle küçük rahatsızlıklardan dolayı hastaneye göndermediklerini biliyordu. Ama ana yüreği yine de oğlundan ayrılmak istemiyordu.. Dolayısıyla oğlunun sağ olmasını ve kurtarılmasını arzuluyor, ondan ümit kesmek istemiyordu.

Gözü yaşlı anne hastaneye geldiğinde oğlunun tamamen şuurunu kaybetmiş bir halde yatakta yattığını gördü. .Bu haline rağmen yatakta elleri ve ayakları bağlı bir şekilde tutuluyordu ve üstelik başında da bir asker bekletiyordu.. Adeta siyonist işgalciler Abdussamed’in kendine gelip kaçacağından endişe ediyorlardı.

Zavallı anne yüreği paramparça bir halde ve gözlerini yummadan gece sabaha kadar oğlunun başında bekledi. Derken 25 Nisan 1995 Salı sabahı Abdussamed ömrünün baharında dünyaya veda ederken Allah katında diri olan şehitlere vaad edilen sonsuz cennetlere doğru yola çıktı.

Abdussamed Hasan Harizat son iki ay içinde siyonist işgalcilerin ölüm mangaları tarafından işkenceyle öldürülen üçüncü kişi oluyordu. Yukarıda sözünü ettiğimiz Betselim adlı insan hakları örgütünün verdiği bilgiler esas alınırsa intifadanın başından buyana işkenceyle öldürülenlerin ise 38’incisi. Shin-Bet mangaları daha önce işkenceyle öldürdükleri bazı kişilerin intihar ettiğini ileri sürmüş, ancak vücutlarında otopsi yapılmasına da müsaade etmemişlerdi. Çünkü otopsi yapılması durumunda uydurdukları yalanların ortaya çıkacağını biliyorlardı. Abdussamed Harizat’ın da daha önce geçirmiş olduğu bir hastalıktan dolayı ölmüş olabileceğini ileri sürdüler. Fakat bu kez Betselim adlı örgüt Amerika’dan bir otopsi uzmanı getirterek Abdussamed’in cesedinde otopsi yaptırılmasını istedi. Amerikalı uzmanın gözetiminde Kudüs Ebu Bekir Tıp Enstitüsü’nde yapılan otopsi sonucu hazırlanan raporlarda Abdussamed Harizat’ın daha önce geçirdiği herhangi bir hastalıktan dolayı değil kafasından ve vücudunun değişik yerlerinden şiddetli bir şekilde dövülmesinden dolayı öldüğü ortaya kondu.

Abdussamed’in işkenceyle öldüğü resmi otopsi raporlarıyla ispat edildi. Peki ispat edildi de ne oldu? İşkence yapanlar cezalandırıldı mı? .İşkence yapanlar hakkında soruşturma bile açılmadı. Çünkü İsrail kanunları Shin-Bet elemanlarına tutukladıkları Filistinlilere gerek gördüklerinde işkence yapma hakkı tanıyor. Bu kanunlar işkence konusunda herhangi bir sınırlama da getirmiyor ve bu konuyu Shin-Bet’in işkence mangalarının inisiyatiflerine bırakıyor. Ölüm olaylarını da “işkence dozunun biraz fazla kaçırılması” şeklinde açıklayarak herhangi bir ceza uygulaması getirmiyor. İsrail Yüksek Mahkemesi Aralık 1994 başlarında, Shin-Bet elemanlarının Filistinli tutuklulara işkence yapmalarının yasaklanması için İşkenceye Karşı Halk Konseyi tarafından açılan davayı reddetti.. Mahkeme sadece, İşkenceye Karşı Halk Konseyi’nin ŞABAK elemanlarının başvurduğu işkence metotlarından bazılarına itiraz için yeni bir dava açabileceğini açıkladı. .Evet ülkemizde “aydın” geçinen birtakım kimselerin “Ortadoğu’nun tek demokratik ülkesi” olarak tanıttıkları İsrail’in kanunları iç istihbarat elemanlarının Filistinlilere işkence yapmalarına imkân tanıyor. Bilirsiniz bu aydınlar bir zamanlar Güney Afrika’daki ırkçı rejime karşı çıkıyormuş gibi görünerek yazılarına cazibe kazandırmaya ve bu yolla popüler olmaya, basın alanında prim yapmaya çalışırlardı. Şimdi bu insanların işkenceyi kanuni hale getiren ırkçı İsrail rejimini demokratik ve sevimli gösterme çabalarına ne dersiniz? Ben şahsen onlara şöyle seslenme gereği duyuyorum: “Arkadaşlar lütfen nasılsanız öyle görünün. Bir yandan işkencecilere alkış tutup diğer yandan insancıl görünmek suretiyle popüler olmaya çalışmayın. Popüler olacaksanız gerçek kimliğinizle popüler olun.”

filistinin sesi

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: