“İftara Beni Bekleme Anne!” / Mirfat Mes’ud

“İftara Beni Bekleme Anne!”

Onlar Allah’a Verdikleri Sözlerine Sadık Kaldılar

“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehit edilerek) adağını yerine getirdi, kimi de (şehit olmayı) beklemektedir. (Ahitlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır.” (Ahzâb, 33/23)

Müslim, Tirmizi ve daha başkalarının Enes ibnu Malik (r.a.)`ten rivayet ettiklerine göre, Enes ibnu Malik (r.a.)`in amcası Enes ibnu Nadr (r.a.) Bedir savaşında bulunamayınca: “Resulullah (a.s.)`ın girdiği ilk çarpışmada bulunamadım. Eğer Allah bana Resulullah (a.s.) ile birlikte bir çarpışmaya katılmak nasib ederse, mutlaka nasıl (kahramanca) hareket edeceğimi görecektir” dedi. Bu kişi Uhud savaşında şehid edildi. Bu savaşta öldürülünceye kadar kahramanca savaştı. Bedeninde kimi gürz, kimi kılıç kimi de ok yarası olmak üzere seksen küsur yara görüldü. Bu ayeti kerime de onun hakkında indirildi.

Kendilerinden sonra gelen nesillere örnek olan sahabe nesli vahiyle teyit edilen uygulamalarıyla da kendilerinden sonra gelenlere öncülük etmiştir. Sahabeden Enes ibnu Nadr (r.a.) gibi örnek kahramanlıklar gösteren pek çok değerli insan çıkmıştır. Onların hepsi Allah’a verdikleri sözlerine sadık kalmakla Kur’an-ı Kerim’in övgüsüne mazhar olmuşlardır. Çünkü yukarıda mealini verdiğimiz âyeti kerimenin sebebi nüzûlu mahiyeti taşıyan özel bir durum söz konusu olsa da âyetin anlamı geneldir. Aynı yoldan giden, aynı şekilde Allah’a verdikleri sözlerine sâdık kalan tüm iman sahipleri için geçerlidir.

Filistin’in Hanımları Filistin’e Bigane Kalan Erkekleri Utandırmadı mı?

Filistin, ümmetin birlikte sahip çıkması gereken bir mübarek belde. Tarih boyunca tevhid mücadelesinin en önemli merkezlerinden biri olmuş. Kur’an-ı Kerim’de kendilerinden söz edilen peygamberlerin hemen hepsinin hayatında özel bir yeri olan Filistin, Hz. Ömer (r.a.) tarafından fethedildikten sonra kıyamete kadar gelecek Müslüman nesillere emanet edilmiştir. İsra ve mirac mekânı ve Müslümanların ilk kıblesi durumundaki Mescidi Aksa’yı bağrında barındırmaktadır. Tarih boyunca ümmetin birliğini temsil eden hilafet müessesesinin özel önem verdiği belde olmuştur. Bu gibi özelliklerinden dolayı aynı zamanda bütün dönemlerde ümmetin durumunu yansıtan bir ayna vazifesi görmüştür. Günümüzde de sadece işgalci siyonistlerle toprakları işgal edilmiş Filistinliler arasındaki kavgaya değil uluslar arası emperyalizmle onun saldırgan tutumuna karşı ümmetin onurunu savunan fedakâr bir nesil arasındaki mücadeleye sahne olmaktadır.

Bu mücadelede Müslüman halkların, ümmetin onurunu ve İslâm’ın kutsal mekânlarını savunan fedakâr Filistin halkına arka çıkması, uluslar arası emperyalizmin onu dünyadan tecrit etmeyi amaçlayan ambargo uygulamasını etkisiz hale getirmesi gerekir. Ama ne yazık ki ümmete öncülük etmeleri ve emperyalist tecridi etkisiz hale getirmeleri gereken erkekler ortalıkta görünmeyince Filistin’in hanımları yine “iş başa düştü” diyerek öne atıldı, anneler çocuklarının, kızlar kardeşlerinin bileklerini güçlendirmek amacıyla her türlü fedakârlığı göze aldılar.

Beyti Hanun’un hanımları siyonist vahşete karşı kahramanca direnişi seçerek yazdıkları destanla tüm dünyaya mesaj verdiler. Siyonist saldırgan devletin sergilediği vahşetin kınanması kararını bile veto eden emperyalist ABD’nin ve onun artıklarıyla geçinen devletlerin tutumu ne olursa olsun Filistin halkı kadınıyla erkeğiyle kararlı olduğunu, siyonist vahşete teslim olmayacağını, asla zillete razı olmayacağını, gerektiğinde izzetle ölümü tercih etmekten çekinmeyeceğini bir kez daha gösterdi.

Onurlu mücadelede yer alan herkes elbette övgüye değer bir kahramanlık içindedir. Ancak bazı kişiler vardır ki onlar bu mücadelenin meşaleleri gibidirler. Hem mücadele içinde yer alanların yollarını aydınlatır hem de onlara cesaret ve güç kazandırırlar. Onlar kendi canlarını feda ederek nice canların dirilmesine vesile olurlar.

Son Beyti Hanun mücadelesinde kendilerini feda ederek haklı mücadelede meşale görevi görenlerden biri de Allah yolunda canını feda edenlerden Mirfat Mes’ud’du.

                   Kavramlarımız Bize Ait Olsun

Mirfat Mes’ud’un eyleminin siyonist işgalci saldırganların kalbine nasıl korku saldığından daha sonra söz edeceğiz. Ancak ondan önce bir şeye dikkat çekmeyi zorunlu görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki yine birileri “intihar saldırısı”, “intihar eylemi” vs. gibi haklı ve meşru mücadeleyi yıpratma amacına yönelik ibarelerle ve kavramlarla konuşacaklar. Zaten konuşuyorlar da. Oysa her şeyden önce kavramlarımız bize ait olmalıdır. Kur’an-ı Kerim, Allah yolunda ölenleri veya ölüm getireceği kesin olan eylemler gerçekleştirenleri “intiharcı” olarak değil şehit olarak isimlendiriyor. Sahabiler arasında da bu şekilde ölüm getireceği kesin eylemler gerçekleştirerek şehadete kavuşanlar olmuştur. Bunlardan biri de daha önce meâlini verdiğimiz âyeti kerimede “sözlerinde sadık kalanlar” olarak nitelendirilenler arasında yer aldığı bilinen Enes ibnu Nadr (r.a.)’dır. Daha başka örneklerini biz konuyla ilgili ayrıntılı bilgiler içeren “Filistin Cihadının Fıkhi ve Stratejik Yönü” başlıklı yazımız başta olmak üzere muhtelif yazılarımızda kaynaklarını da belirterek verdik. (Bu yazıları http://www.vahdet.com.tr’de sırayla Sorulara Cevaplar > Şehadet eylemleri linklerini tıklayarak bulabilirsiniz. Ayrıca konuyla ilgili bilgileri Filistin Davasının İslâmî Temelleri ve Filistin Hakkında Yanılgılar adlı kitaplarımızda da bulabilirsiniz.)

İnsanlarımızın düşünce yapılarının, başkalarının belirlediği kavramlarla ve ibarelerle şekillenmesi hatalı yaklaşımlara, hükümlere ve yorumlara yol açmaktadır. Bu sebeple bizim düşünce yapımızın altyapısını da kendimiz oluşturmalı, kavramlarımızı seçerken bu hassasiyeti göstermeliyiz.

İnşallah İftar Yemeğin Cennet Bahçelerinde Hazırlanmıştır

Mirfat Mes’ud o gün oruçluydu. Resûlullah (s.a.s.)’ın, Ramazan’ın ardından altı gün de Şevval ayından oruç tutanın bütün bir yılı oruçlu geçirmiş gibi sayılacağı müjdesine mazhar olmak istiyordu. Annesi de evde iftar sofrasını hazırlamış onu bekliyordu. Ama Mirfat, siyonist vahşetin bu derece azgınlaşması karşısında suskun kalınamayacağını, mutlaka bir şey yapılması gerektiğini biliyordu. Bu vahşete karşı verilen mücadele kutsal bir mücadeleydi ve o kendisinin de bu mücadelede payının olmasını istiyordu. En kıymetli varlığıyla yani canıyla katkıda bulunmaya karar verdi. Bunun için işi iftardan sonraya bırakması durumunda belki geç kalmış olacaktı. Hem bu dünyadan oruçlu ayrılmak daha güzel olacaktı. Belki de Beyt-i Hanun’dan oruçlu ayrılacak iftarını cennet bahçelerinde meleklerin hazırlayacağı sofralarda yapacaktı. Bu onun da bizim de arzumuz ve temennimiz. Dileriz ki Allahu Teala bu temennimizin gerçekleşmesini nasip etsin. Şüphesiz O her şeye kadirdir.

Annesi Sofrayı Hazırlamış Bekliyordu

18 yaşında şehadeti kucaklayan Mirfat’ın annesi Ummu Alâ o şehadet akşamının heyecanını dile getirirken: “İftar sofrasını hazırladım ve oturup üniversiteden dönmesini beklemeye başladım. Oruçluydu. Ama her halde o, iftarı cennette yapmayı tercih etti” diyor. Anne Ummu Alâ bunu söylerken sevgili kızını ahirete uğurlamanın verdiği hüzünle, bir şehit annesi olmanın, üstelik Allah yolunda şehadeti kucaklayarak destan yazan bir kahraman genç kızın annesi olmanın sevincini birlikte yaşıyordu. Bu yüzden gözlerinden dökülen yaşların hüzün gözyaşları mı yoksa sevinç gözyaşları mı olduğunu kestirmek mümkün değildi.

Anne Ummu Alâ’nın gözlerinden o hüzün ve sevinci bir arada ifade eden yaşlar akarken dilinden de şu sözler dökülüyordu: “Bana eylem gerçekleştireceğini söylememişti. Fakat bunu sürekli hissettiriyordu. Kendisinin bir şehadet eylemcisi olacağını, şu çocukların, kadınların, ağaçların ve taşların intikamını alacağını devamlı vurguluyordu.”Şehit Evinde Yas Tutulmaz

Genç kızın ailesi Cibaliya mülteci kampında, Filistinlilerin diliyle “son derece mütevazı” bir evde yaşıyordu. Cibaliya mülteci kampı adından da anlaşılacağı üzere, Gazze’ye 1948’de işgal edilmiş bölgeden göç eden Filistinlilerin ikamet ettiği yerleşim bölgelerinden biridir. Aynı zamanda Gazze’nin en büyük mülteci kampıdır ve destansı mücadeleleriyle ün salmıştır. 1967 Haziran savaşında üç devleti yenilgiye uğratan ve sadece 6 gün içinde Mısır’dan Gazze ile Sina’yı, Ürdün’den Doğu Kudüs ile Batı Yaka’yı, Suriye’den de Golan tepelerini alan İsrail işgal devleti 2003’te 19 gün kapıları zorlamasına rağmen Cibaliya mülteci kampının içine girememişti. Üstelik işgalci siyonist devletin Cibaliya’nın içine girmek için gerçekleştirdiği söz konusu saldırıda verdiği askeri kayıp 1967 Haziran savaşındaki kaybından fazla olmuştu. Sonunda kuyruğunu toplayıp çekilmekten başka bir yol bulamamıştı.

Mirfat Mes’ud’un ailesi de böylesine kahraman direnişçileri barındıran Cibaliya’da oturuyordu. Komşuları, Ummu Alâ’nın kızının bir şehadet eyleminde dünyaya veda ettiğini öğrenince taziye için ziyaretine geldiler. Ama anne adeta kızını kefene değil de bir gelinliğe sarma hazırlığı içindeymiş gibi gelenlere tatlı dağıtıyordu. Şehit evinde yas tutulmasına razı değildi.

İşgalcinin Kalbine Korku Salan Eylem

Ömrünün baharındaki Mirfat, Beyt-i Hanun’u her taraftan kuşatmaya alan ve üzerine adeta ateş yağdıran işgalci saldırganların arasında eylemini gerçekleştirdi. İşgalci saldırgan devlet eylemi itiraf etti. Ama sonucuyla ilgili gerçek bilgileri gizledi. Sadece bir askerinin yaralandığını iddia etti. Oysa eylem işgalci askerlere ağır darbe indirecek şekilde planlanmış ve tam işgalci askerlerin arasında gerçekleştirilmişti. Böyle bir eylemin sadece bir askerin yaralanmasıyla sonuçlanması mümkün değildi. Fakat eylemin asıl önemli ve etkili sonucu işgal güçlerinin kalbine korku salması oldu. Çünkü işgal devleti bu tür eylemlerin tekerrür edeceğinden ve askerlerinin Güney Lübnan’daki gibi önemli bir moral çöküş yaşayacaklarından korktu. Böyle bir moral çöküşün yol açacağı deprem ise işgal devletinin askeri tehdit gücünün ciddi bir yara daha almasına sebep olacaktı. İşte bu sebeple Beyt-i Hanun’daki kara operasyonuna son verme ve kara birliklerini geri çekme kararı verdi. Yoksa gerçekte onu 6 Kasım Pazartesi akşamı Beyti Hanun’dan çekilme kararı vermeye yönelten sebep dünyadan tepki görmesi yahut yeterince yıkım ve katliam yaptığına kanaat etmesi değildi.

Ne var ki Filistinlilerin, teslim olmayı değil şehadete koşarak direnmeyi tercih etmeleri karşısında endişeye kapılan ve yeni bir Güney Lübnan sarsıntısı yaşamaktan korkan işgalci saldırganlar cepheden çekildilerse de iğrenç saldırılarına son vermediler. Çekilme işleminin üzerinden 24 saat geçmeden, Beyti Hanun’un üzerine füzelerle ve toplarla yeni bir saldırı gerçekleştirerek 19 insanın hunharca katledilmesine, 40’tan fazla insanın da yaralanmasına sebep oldular.

Mirfat’tan Filistin Halkına: “Haklı Davanızda Direnmelisiniz”

Genç kız işgalci saldırganların kalplerine korku salan eylemini gerçekleştirmeye hazırlanırken geriye bir vasiyet bırakmayı da ihmal etmemişti. Vasiyetinde halkına da bir çağrısı vardı ve şöyle diyordu: “Ey direnen halk! Yolunda, direniş çizginde ilerlemeye devam et. Şehitlerin kanları için verdiğin ahdini koru. Ben bugün işgalcinin gerçekleştirdiği onca katliamın intikamını almak için bu eylemimle karşılarına çıkıyorum. Böylece bedenlerimizin, saldırgan işgalciye karşı nasıl birer ateş kütlesi ve volkan olacağını göstereceğim.”Hep Başarılıydı

Üniversiteye daha yeni girmiş olan Mirfat öğrenim hayatında hep başarılı olmuştu. Lisedeki derslerinde başarı ortalaması 100 üzerinden 90 olmuştu. Gazze İslâm Üniversitesi’nin Bilimler Fakültesi’ne girmeyi başarmıştı. Ama derslerdeki başarısına ve kendisi için büyük idealler geliştirerek tahsiline devam etmeyi tercih etme imkânı olmasına rağmen o halkının ezilmesine, siyonist vahşetin saldırganlığına sessiz kalamayacağını düşünerek şehadeti tercih etti.

Ailenin en büyük çocuğuydu. Kardeşlerine karşı hem bir abla hem de merhametli bir anne vazifesi görüyordu. Onun şehit olmasından sonra geriye dört kardeşi kaldı ve küçüklerle ilgilenme görevi 16 yaşındaki kız kardeşi Naime’ye devredilmiş oldu.

“Ahirete Hazırlandığını Sanki Hissetmeye Başlamıştım”

Ummu Alâ, kızının son günlerinde adeta ahiret yolculuğuna hazırlık yaptığını vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Son günlerde namazlarını, gece ibadetlerini ve dualarını artırmasından benden ayrılacağını hissetmeye başlamıştım. Şehadetinden bir gün önce uzun süre namaz kıldı. Ardından da uzun süre sessizce dua etti. “Ya Rabb!” seslenişlerinden başka duasından hiçbir şeyi duymadım. Son gece yani 6 Kasım Pazartesi gecesi (Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece) birlikte sahur yedik. Sahurda sadece çay içti ve az miktarda yeşilbiber yedi. Sonra sabah namazına hazırlanmak üzere kalktı. Evden ayrılırken de kapıda karşımda durup: “Benden razı ol ve beni affet!” dedi.”

İşte bu görüşme onun annesiyle dünya üzerindeki son görüşmesiydi. Ardından tesettürüne bürünüp Allah’ı zikrederek üniversiteye doğru yola çıktı. Ama bu kez yolculuğu şehadeteydi.

Allah şehadetini kabul etsin ve seni Firdevs cennetine kavuşmayı hak eden şehitlere dâhil eylesin ey Mirfat! Ne mutlu senin gibi canlarını Allah’a satanlara!

“Allah, Allah yolunda çarpışıp öldüren ve öldürülen mü’minlerden, karşılığı cennet olmak üzere, mallarını ve canlarını satın almıştır. Bu O’nun üzerine, Tevrat, İncil ve Kur’an’da vaadedilmiş olan bir haktır. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterebilen kim vardır? Şu halde yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe, 9/111)

Mirfat canını Allah’a sattı. Peki, Filistin’de ümmetin onurunu savunan o fedakâr insanların direnişlerine güç katmak için mallarını Allah’a satanlar yok mu? Emperyalizmin insanlık dışı ambargosunu etkisiz hale getirmenin yolu budur.

Ahmet Varol

www.vahdet.com.tr

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: