Türkiye Aksa İntifadası’nın Neresinde?

Türkiye’deki yönetim Filistin topraklarında yaşanan Aksa İntifadası karşısındaki tutumunda değişik çelişkiler yaşıyor. Türkiye’deki mevcut yönetim bir yandan İsrail’in yanından ayrılmak istemezken, diğer taraftan İslam aleminden gelebilecek tepkileri göz önünde bulundurarak Filistin halkının haklı ve meşru direnişini de karşısına almamak istiyor. Bu konuda ayrıca mevcut hükümetle, cumhurbaşkanı Ahmet Nejdet Sezer’in tutumu arasında belirgin bir fark olduğu gözleniyor. Hükümet tutumunda daha çok İsrail tarafına meylederken, Sezer İsrail’in Filistinlilere uyguladığı zulümlere tepkisini dile getirmekten ve Filistin halkının mücadelesinin haklılığını ifade etmekten çekinmiyor.

Bülent Ecevit’in başkanlığındaki Türkiye hükümetinin Filistin meselesiyle ilgili olarak dikkat çeken son uygulaması Dışişleri bakanı İsmail Cem’i İsrail işgal devletini ziyarete göndermesi oldu. Kendisi de Sabataist yani yahudi dönmesi olarak bilinen kesimden olan Cem’in bu ziyaretinin ne amaca yönelik olduğu konusunda da çok açık ve net bilgiler verilmiş değil. Yapılan açıklamalarda Cem’in bu ziyareti Türkiye`nin Ortadoğu barış sürecinin tekrar rayına oturması ve şiddetin sona ermesi için yardımcı olma çabaları çerçevesinde gerçekleştirdiği ifade edildi. Cem ziyaretinde ilk olarak İsrail işgal devletinin başbakanı Ehud Barak’la ve işgal yönetiminin üst düzey yetkilileriyle görüşmeler yaptı. Buradaki görüşmelerinden sonra Mısır’ın başkenti Kahire’ye geçen İsmail Cem orada özerk yönetim lideri Yasir Arafat’la ve Filistin Uluslararası İşbirliği Bakanı Nebil Şaas`la görüşme yaptı.

İsmail Cem’in İsrail ziyareti esnasında ilginç bir gelişme de yaşandı. İkisi TRT muhabiri, biri de Hürriyet gazetesi muhabiri üç gazeteci işgal güçlerinin Filistinlilerin üzerine attığı mermilerin boş kovanlarını ve patlamış bombaların parçalarını yanlarında taşımalarından dolayı tutuklandılar. Bu üç gazeteci yaklaşık yarım gün gözetim altında tutulduktan sonra serbest bırakıldı.

İsmail Cem’in bu ziyareti ve görüşmeleri gerçekleştirdiği sırada son Aksa İntifadası’nda yaralanan 47 Filistinli tedavi için Ankara’ya getirildi. Yaralılardan 23’ü Ankara Numune Hastanesi’ne 24’ü de Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne yatırıldı. Yaralılarla birlikte 13 de refakatçi Ankara’ya geldi.

Son Aksa İntifadası’nın ardından Türkiye’yle irtibatlı olarak meydana gelen bir gelişme de eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Ortadoğu barışı (!)nın yeniden canlandırılması için oluşturulan heyetin başına geçirilmesi” oldu. Demirel’in böyle bir göreve getirilmesinde ABD’nin rol oynadığı tahmin ediliyor. Ancak bizim gördüğümüz kadarıyla Demirel’in böyle bir göreve getirilmesi “Ortadoğu barışı (!)”nı canlandırmaktan ziyade Demirel’e bir meşgale bulma amacı taşıyor. Çünkü Süleyman Demirel, cumhurbaşkanlığı görevini sürdürdüğü sırada Anayasa’da değişiklik yaptırarak kendisini bir kez daha bu göreve seçtirmek istiyordu. Ama bunu başaramadı. Dolayısıyla yerini kendinden sonra cumhurbaşkanlığına seçilen Sezer’e bırakarak kenara çekilmek zorunda kaldı. Fakat o kenara çekilme niyetinde değildi. Bir siyasi partinin genel başkanı sıfatıyla siyaset meydanına dönmek istiyordu. Mevcut hükümetin ortağı durumundaki partiler ise onun siyaset alanına dönmesinin kendi yararlarına olmayacağını, çünkü böyle bir şey yapması durumunda oylarını bölebileceğini düşünüyorlardı. Bu yüzden ona bir meşgale bulma gayreti içine girdiler. Bu amaçla bazı İskandinav ülkelerinde uygulanan Ombdusmanlık (yüksek hakemlik) uygulamasını Türkiye’ye getirmek ve Demirel’e bu görevi vermek için uğraşmaya başladılar. Ama bunu da başaramadılar. Bu kez de onu “Ortadoğu barışı” için oluşturulacak heyetin başına geçirmek için teklifte bulundular ve sonunda ABD’nin de gayretleriyle bu oldu. Yani işe göre adam değil de adama göre iş, daha doğrusu Demirel’in siyasete dönmesini engellemek için bir meşgale, avuntu bulunmuş oldu.

Türkiye’nin Aksa İntifadası sonrasında izlediği tutumla ilgili olarak BM’de takındığı tavırdan da söz etmenin gerekli olduğunu düşünüyoruz. BM Genel Kurulu’nda İsrail’in kınanmasıyla ilgili kararın oylanması esnasında Türkiye temsilcisi İsrail aleyhine oy kullanmıştı. Hatta o zaman Türkiye temsilcisinin bu şekilde oy kullanması Türkiye’de yahudi dönmesi bir yazarın tepkisine yol açmış ve söz konusu yazar Türkiye’nin her hal ü karda İsrail’in yanında yer alması gerektiğini ifade etmişti.

Dile getirilmesi gereken bir konu da İsrail karşıtı toplumsal tepkiler karşısında hükümetin izlediği tutumdur. Hükümet Aksa İntifadası’nın başlamasından sonra, bazı istisnalar dışında İsrail aleyhine düzenlenen gösterileri ve protesto eylemlerini genellikle engelledi.

Bütün bu gelişmelerden çıkan sonuç şu: Türkiye’deki mevcut yönetim son Aksa İntifadası’ndan sonra İsrail’in yanında yer almakta, onunla eskisi gibi “stratejik dost” olarak görünmekte zorluk çekiyor. Çünkü böyle yapmasının kendisini İslam aleminde bayağı yalnızlığa iteceğini düşünüyor. Ama İsrail’le olan ilişkilerine halel gelmesini de istemiyor. Bunda ise Türkiye’deki üst düzey bürokrasi kesiminin, hükümetin ortaklarının ve hükümete yön veren medya organlarının büyük rolü var. Çünkü onlar Türkiye’nin İsrail’le ikili ilişkilerini aynen sürdürmesini, İsrail’i bir “stratejik dost” olarak görmeye devam etmesini istiyorlar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: