Siyonizm Tehlike Olmaktan Çıktı mı?

Başbakan Mesut Yılmaz’ın son ziyareti Türkiye’den İsrail’e başbakanlık düzeyinde son birkaç yıl içinde gerçekleştirilen ikinci ziyaret oluyor. Gazze – Eriha Anlaşması olarak da bilinen Oslo İlkeler Anlaşması’nın imzalanmasından sonra İsrail’e resmi düzeyde Türkiye’den yapıldığı kadar dünyanın hiçbir ülkesinden ziyaret gerçekleştirilmemiştir. Oysa birkaç yıl öncesine kadar orduda hazırlanan raporlarda Siyonizm Türkiye’yi tehdit eden ideolojiler arasında zikrediliyordu. Peki Oslo İlkeler Anlaşması’yla birlikte siyonizm Türkiye için tehlike olmaktan çıktı mı?

Siyonizm, Türkiye için tehlike olmaktan hiçbir zaman çıkmamıştır. Çıkması da mümkün değildir. Çünkü siyonizm belli bir idealin gerçekleştirilmesi amacıyla geliştirilmiş bir ideolojidir. Bu da Büyük İsrail devletinin kurulması ve bütün dünya yahudilerinin bu devletin hakimiyeti altına girecek topraklar üzerinde birleştirilmesi idealidir. Büyük İsrail emelinin Türkiye’nin de bir bölümünü tehdit eden tehlikeli bir emel olduğu ve siyonistlerin bu emellerinden asla vazgeçmek istemedikleri bilinen bir gerçektir. Bir ara eski İsrail başbakanı Şimon Peres “Ekonomik Yönden Büyük İsrail” alternatifinin geliştirilmesinden söz etmiş, ancak ideolojilerine bağlı siyonistler onun bu görüşlerine karşı çıkarak Büyük İsrail emelinin siyonizm ideolojisinin vazgeçilmez bir değeri ve ideali olduğu görüşünü vurgulamışlardı. Bu açıdan bu ideoloji herhangi bir askeri ve siyasi güce sahip olduğu sürece Türkiye için tehdit ve tehlike olmaya devam edecektir.

Ancak bazı gelişmeler ve çalışmalar Türkiye’deki yönetimin gözlerinin önüne bir perde çekmiş ve siyonizm tehlikesini unutturmuştur. Bunların başında lobi faaliyetleri gelmektedir. Bu lobi faaliyetlerinin bir kanadı Amerika’da bir kanadı ise Türkiye’dedir.

Doğu blokunun çökmesinden sonra “Yeni Dünya Düzeni” teorisinin geliştirilmesi ve Amerika’nın siyasi etkinliğinin bütün dünyayı kuşatması üzerine Türkiye’deki yönetim Amerika’yla ilişkilerine daha çok önem vermeye başladı. Bu arada Amerika’yla ilişkilerinde kendisine olumlu katkılar sağlayacağını sandığı birtakım siyasi güçlerle ve lobilerle işbirliği içine girmenin de yararlı olacağını düşündü. Amerikan yönetimi üzerinde en etkili lobinin ise yahudi lobisi olduğu bir gerçektir. Bundan dolayı Amerika’daki yahudi lobisinin etkinliğinden ve gücünden yararlanılması istendi. Bu yüzden Türkiye’nin ABD nezdindeki çıkarlarını takip ve Amerika’yla ilişkilerini geliştirme işi büyük ölçüde bu lobiye ihale edildi. Bu lobi de doğal olarak böyle bir faaliyeti karşılıksız yapmayacağını, bunun karşılığında Türkiye’nin İsrail’le işbirliğini artırmasını istediğini ortaya koydu.

Türkiye’deki lobi faaliyetlerinin alevlendirilmesinde İspanya’dan sürgün edilen yahudilerin Osmanlı topraklarına kabul edilmesinin 500. yılı bir fırsat olarak değerlendirildi. Bu münasebetin değerlendirilmesi için vakıf kuruldu. Normalde bu vakfın söz konusu münasebetle ilgili birtakım kültürel etkinlikler düzenlemekle yetinmesi ismine en çok yakışan hareket olurdu. Ama bu tür etkinliklerle yetinilmeyerek önemli lobi faaliyetlerine girişildiği görüldü. Bu faaliyetler esnasında vakfın kuruluşunda da rol almaları sağlanan bazı kişilerin ekonomik, siyasi ve diplomatik çevrelerinden yararlanıldı. Bu ve benzeri lobi faaliyetleri neticesinde Türkiye’de adeta bir “İsrail aşıkları” cemaati oluşturulmuş oldu. Bu cemaatin içinde Türkiye’ye yön verebilecek konumda bir çok siyasetçinin, iş adamının, yazarın, gazetecinin yani toplumu yönlendirebilecek durumdaki kadroların birçok ileri geleninin yer alması sağlandı. Bunda birtakım menfaat ilişkilerinin de rol oynadığını söylemek mümkün. İşte bu “İsrail aşıkları” için Oslo İlkeler Anlaşması altın bir fırsat oldu. Bu anlaşmadan sonra: “Bakın Arap dünyası da artık İsrail’le yakın ilişkiler içine giriyorlar. Ortadoğu sorunu çözülüyor. Demek ki siyonizm bölgesel bir tehdit olmaktan çıkıyor. Ortadoğu’ya barış geliyor. O halde biz niye İsrail’le yakın dostluk ve işbirliği içine girmeyelim. Üstelik İsrail’in belli alanlarda güçlü olduğu, Amerika’nın da İsrail’e önem verdiği biliniyor. Amerika’yla ilişkilerin geliştirilmesinde İsrail’in önemli bir köprü olduğu bir gerçektir” demeye başladılar.

Onların bu tür söylemlerini Amerika’nın resmi politikası da destekledi. Hatta Richard Holbrooke gibi bazı Amerikalı yetkililer: “Eğer bizim Kıbrıs konusunda sizi desteklememizi istiyorsanız, sizin de İsrail’le işbirliğinizi geliştirmeniz gerekir” dediler. Öte yandan Amerika bazı konularda Türkiye’yi resmen İsrail’e yönlendirdi. Örneğin bazı askeri araç gereçleri satın almak istediğinde: “Bunları İsrail’den almanız daha uygun olur” dedi. Türkiye de bazı askeri araç ve gereçleri İsrail’den satın almanın çok daha kolay olduğunu gördü. Bunun üzerine: “O halde niye boşuna Amerika’nın kapısını dövelim. Üstelik Amerika, Yunanistan’la dengeyi sağlayacağı gerekçesiyle askeri malzemelerde bize birtakım zorluklar çıkarıyor” diye düşünmeye başladı.

İşte bu ve benzeri sebeplerden dolayı Türkiye, siyonizm tehlikesini unuttu. Şimdi birbirini izleyen anlaşmalarla onu kendi kucağında büyütmeye çalışıyor. Oysa ne İsrail’in Türkiye’ye dost olması ne de siyonizmin Türkiye için tehlike olmaktan çıkması mümkündür. Niçin böyle olduğunu Allah izin verirse gelecek haftaki yazımızda ele almaya çalışacağız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: