İsrail – Türkiye – Hindistan Üçgeni

Türkiye’deki mevcut yönetimin tercihini İsrail, ABD ve Avrupa’dan yana yaptığını biliyoruz. Bu tercihin “AB” boyutunun geleceği konusunda çok farklı yorumlar yapılıyor. Biz de AB’nin Türkiye’yi aday ülke olarak kabul etmesinin Türkiye’ye yönelik bazı planları uygulamaya koyma amacına yönelik olduğunu düşünüyor ve Türkiye’nin “üye” olarak kabul edilmesi ümidinin önünde daha aşılması gereken epey duvar olduğu kanaatini taşıyoruz. Ancak söz konusu tercihin “ABD – İsrail” boyutunda Amerika’nın Ortadoğu ve Asya’yla ilgili planlarının önemli rol oynadığını söylemek mümkün.

Amerika’nın Ortadoğu’yla ilgili tüm planları İsrail merkezlidir. Bunda karşılıklı çıkar hesaplarının yanı sıra Amerika’daki yahudi lobisinin önemli etkinliği olmaktadır. Son dönemlerde “barış” şemsiyesi altında imzalanan tüm anlaşmaların temel amacı da İsrail’in işgal ettiği topraklarda meşrulaştırılması ve geleceğinin sağlama alınmasıdır. İsrail’in geleceğiyle ilgili planlarda Türkiye’nin de etkin rol oynaması istendi ve özellikle son dönemde imzaladığı anlaşmalarla Türkiye bu konuda kendinden istenenleri büyük ölçüde yerine getirdi. Türkiye’deki yönetim İsrail’e yanaşma ve ona destek olma konusunda şimdiye kadar imzaladığı anlaşmaları yeterli bulmuyor. Gelecekte de yeni anlaşmalar imzalama niyetinde. Manavgat suyunun ve Akdeniz’e akan diğer ırmakların sularının öncelikle İsrail’e sonra da, Ürdün, Filistin, Libya gibi bölge ülkelerine satılması planını bu konudaki hesapların başında zikredebiliriz. Ayrıca İsrail’in GAP bölgesiyle ilgili önemli emelleri var ve Türkiye’deki yönetimin bu konuda İsrail’in önünü açık tuttuğunu görüyoruz.

İsrail’in Asya’ya uzanan en önemli eli ise Hindistan’dır. ABD’nin de Hindistan’ı Asya kıtasındaki çıkarlarının bekçisi olarak seçtiğini söylemek mümkündür. Hindistan’ın Keşmir konusunda haksız durumda olmasına rağmen Amerika’nın bu konuda Hint işgalcilerin yanında yer alması bu yüzdendir. Keşmir’deki Hint hakimiyeti BM kararlarına da aykırıdır. Çünkü BM kararları bu bölgede referandum yapılmasını ve bölge halkına Pakistan hakimiyetini mi yoksa Hindistan hakimiyetini mi istediklerinin sorulmasını öngörmektedir. Ancak Hindistan aradan yıllar geçmesine rağmen BM’in bu yöndeki kararlarını uygulamadı ve Keşmir üzerindeki hakimiyetini askeri gücüne dayanarak, baskı ve şiddet yoluyla sürdürüyor. Buna rağmen ABD yine de Hindistan’ın yanında yer alıyor ve Pakistan’a Keşmir’deki bağımsızlık yanlısı gerillalara destek vermemesi için baskı yapıyor. ABD başkanı Clinton en son Asya çıkartması esnasında Pakistan’ı ziyaret ettiği sırada bu ülkenin yöneticilerine Keşmir’deki gerillalara destek vermemeleri yönünde talimat verdi.

ABD başkanı Clinton’un geçtiğimiz ay gerçekleştirdiği Asya ziyaretinin amacı da Hindistan’a verilen “uzak karakol”luk ve “jandarma”lık görevinin pekiştirilmesiydi. Clinton’un son Asya ziyaretinde Hindistan’a birkaç gün ayırmasına rağmen Pakistan’a sadece birkaç saat ayırması da Hindistan’a önem vermesinden, onu bir uzak karakolu olarak görmesinden kaynaklanıyordu.

Görünüş itibariyle Clinton, Hindistan yönetiminden bir daha nükleer deneme yapmama sözü aldı. Ama bu yöndeki sözlerin su üstüne yazılmış yazı kadar bile bir itibarının olmadığını sanıyoruz. Bizim kanaatimize göre bu sözlerin tek amacı nükleer silahlanma programlarını tamamen durdurması için Pakistan’a baskı yapılmasına imkan sağlamaktı. Hindistan yine el altından işini yürütecek ve ABD onun yaptıklarını görmezden gelecektir. Pakistan’ı ise sıkı bir denetim altında tutmaya çalışacaktır. Pakistan’ın tehditle karşı karşıya olduğunu ileri sürmesi halinde ise Hindistan yönetiminin verdiği açıklanan bu göstermelik sözler öne sürülecektir.

Hindistan aslında Güney Asya’nın bir baş belasıdır. Bütün komşularıyla problemlidir. Hint Okyanusu içinde yer alan küçük devletleri kendine hizmet ettirmektedir. Bunların başında da halkının tamamı Müslüman olan Maldiv Adaları Cumhuriyeti gelmektedir. Kendine hizmet ettiremediği ülkelerin ise sürekli başını ağrıtıyor. Keşmir halkına yıllardan beridir kan kusturuyor. Toplam nüfusu yüz milyonu aşan Müslüman azınlığa göz açtırmıyor. Bu azınlığın dini hürriyetlerini sürekli kısıtlıyor. Devlet adına yapılan zulümler yetmiyormuş gibi bir de Hinduların bu insanlara yaptığı zulümlere ve haksızlıklara da göz yumuluyor. Bu arada dünyada en kalabalık Müslüman azınlığın Hindistan’da olduğunu da hatırlatalım.

İşte böyle bir devlet sırtını bir de çağımızın en büyük emperyalist gücü durumundaki ABD’ye dayayınca daha büyük bir musibet haline gelmektedir. Sözünü ettiğimiz uygulamalarında daha bir cesaret kazanmakta, bu konularda kendini daha rahat hissetmektedir.

ABD’nin de kendi çıkarlarının bekçiliğini yapması sebebiyle, bölgenin çıban başı olduğunun bilinmesine rağmen Hindistan’a büyük destek vermesi ve haksız olduğu konularda bile ona arka çıkması ise Amerika’nın gerçek yüzünü gözler önüne sermektedir. ABD’nin demokrasi, insan hakları, terör vs. etrafında attığı nutuklar öncelikle kendisinin gerçek yüzünü gizleme ve çıkar hesaplarını yürütmek için elindeki baskı araçlarını iyi koruma amacına yöneliktir.

Clinton’un Asya ziyaretinin üzerinden fazla zaman geçmeden Türkiye başbakanı Bülent Ecevit, Hindistan’a bir ziyaret düzenledi. Aslında Türkiye’nin Hindistan’la sürekli sürtüşmeli olan Pakistan’la eskiye dayanan bir dostluğu var. Bu itibarla Ecevit’in yaptığı atak Türkiye’nin Pakistan’la dostluk ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecek bir hareket olmuştur. Ancak dediğimiz üzere bu ziyaretin gerçekleştirilmesinde, Türkiye’nin son dönemdeki “İsrail – ABD” yanlısı tercihinin rol oynadığını sanıyoruz. Yani hadisenin global bir boyutu var. Ama bu global boyutta Türkiye’nin çıkarlarından çok ABD ve İsrail’in çıkarları öne çıkmaktadır.

Türkiye’deki mevcut yönetim ne yazık ki Rusya’yla sıkı münasebete girerek, Moskova’yla “Mavi Akım Projesi”ni imzalayarak bir yandan Çeçenistan halkına haksızlık etti, diğer yandan Orta Asya’ya açılan kapıları kendi eliyle kapattı. Amerika’nın “İsrail – Türkiye – Hindistan Üçgeni” planına da balıklama atlayarak uzun bir geçmişi olan Pakistan dostluğunu yaraladı. Türkiye’nin bu tercihi İslam dünyasıyla ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemektedir. Bu gelişmeden istifade edenler ise planı şekillendirme ve yönlendirme işini yürüten ABD ve İsrail olmaktadır. Ekonomik yönden oldukça geri olan Hindistan’ın Türkiye’ye sağlayacağı hiçbir şeyin olmadığını hatırlatalım. Bu ülkeyi ABD ve İsrail’e yanaşmaya sevk eden en önemli etken komşularıyla aralarındaki problemlerdir. Bu ülke, bir yandan Çin’le, bir yandan Pakistan’la bir yandan da Bangladeş’le başı dertte olduğundan bir dış desteğe ihtiyacının olduğunu düşünüyor. Bunun için de ABD ve İsrail desteğinin kendisi için “bulunmaz Hint kumaşı” olduğunu düşünüyor.

Türkiye açısından baktığımız zaman Hindistan’la dostluğunun bu açıdan da bir sorun oluşturduğunu görürüz. Çünkü dostu çok olanı dost edindiğin zaman çok dost edinirsin, düşmanı çok olanı dost edindiğin zaman ise çok düşman edinirsin. Gerek Hindistan, gerekse İsrail düşmanı çok olan iki devlettir. Bu iki devletin dost edinilmesi Türkiye’ye sadece yeni düşmanlar kazandırır.
İsrail-Hindistan Askeri İşbirliği

Gerek İsrail gerekse Hindistan basın kaynaklarına yansıyan haberlerde yer alan bilgilere göre Hindistan ile İsrail arasında son dönemde gerçekleştirilen askeri işbirliği işlemlerinin bazıları şunlar:
# Hindistan haber kaynaklarının verdiği bilgilere göre İsrail ile Hindistan modern bir deniz muhribi yapmak üzere aralarında bir anlaşma imzaladılar. Indian Express’in verdiği bir haberde üretilecek bu deniz muhribinin dünyadaki en hızlı deniz muhriplerinden olacağı ve hızının saatte 45 deniz miline kadar ulaşacağı dile getirildi.
# Hindistan’la siyonist işgal devleti arasındaki işbirliği özellikle özerk yönetim anlaşmasının imzalanmasından sonra hayli hızlandırıldı. Bilhassa savaş teknolojisiyle ilgili önemli işbirliği anlaşmaları imzalandı. Verilen bilgilere göre İsrail işgal devleti Hindistan’a sadece konvansiyonel savaş teknolojisinde değil nükleer silahlanmada da yardımda bulunuyor. Bilindiği üzere Hindistan ve İsrail insanlık için ciddi tehdit niteliği taşıyan nükleer silahlanma konusunda ileri giden, bu konuda uluslararası anlaşmalara bağlı kalmayan devletler arasında yer alıyor.
# İsrail’in Hindistan’a Cammu – Keşmir’deki İslami mücadeleyi bastırmak için yürüttüğü savaşta da yardımcı olduğu, bazı İsrailli uzmanların bizzat Keşmir bölgesine giderek bu savaşta Hindistanlı yetkilileri bilgilendirdikleri değişik haber kaynaklarında dile getirildi.
# Bazı Batılı haber kaynaklarında bundan yaklaşık on ay önce yayınlanan bir haberde İsrail’in Hindistan’la 12 milyon dolarlık bir askeri anlaşma imzaladığı bildirilmişti. Anlaşmaya göre İsrail, Hindistan’a 12 milyon dolarlık top mermisi ve değişik savaş teçhizatı satacaktı. İsrail anlaşma gereğince Hindistan’a 160 mm çapında 30 bin adet top mermisi satacaktı.
Hindistan’ın Bangladeş’e Oyunları

Hindistan’ın Ganj nehri üzerine yaptığı Farikka barajı vasıtasıyla nehrin suyunun yarısının bir başka kanala aktarılması yüzünden Bangladeş’in kuzeyinde kuraklaşmanın baş göstermesi iki ülke arasında siyasi bir probleme ve ilişkilerin bozulmasına yol açtı. Bangladeş’te son yıllarda meydana gelen su baskınlarında maddi ve beşeri zararın yüksek olmasının sebebi de Hindistan’dır. Çünkü daha önce Kuzey Bangladeş bitkilerle kaplı olduğundan kaynağını Himalayalardan ve Hindistan sınırları içinde kalan dağlık bölgelerden alan akarsuların ve özellikle Ganj nehrinin suyu yükselmeye başladığında yükselen suyun bir kısmını kuzeydeki bitkiler emiyor, böylece güneydeki maddi ve beşeri zarar daha az oluyordu. Ancak kuzeydeki kuraklaşma yüzünden bu bölgedeki arazi suyu emmeyip olduğu gibi güneye göndermekte bu da korkunç felaketlere yol açmaktadır. Hindistan maddi olarak desteklediği bazı kişiler vasıtasıyla zaman zaman Bangladeş’te sosyal ve siyasi çalkantılara da sebep olmaktadır.
Hindistan Ablukası Altındaki Maldiv Adaları

Hint Okyanusu içerisinde bulunan ve halkının tamamı Müslüman olan Maldiv Adaları, Hindistan’ın ablukası altında olan bir ülkedir. Hindistan yönetimi Maldiv Adaları’nı sürekli etki altında tutmaya çalışmakta ve bu yüzden zaman zaman içişlerine müdahale etmektedir. Hatta bazen kendi adamlarını ve taraftarlarını yönetimde etkili konuma getirebilmek için çeşitli yollara başvurmaktadır. Maldiv’in ordusunun bulunmaması ve askeri bir güce sahip olmaması Hindistan’ın bu konuda daha rahat hareket etmesine imkân sağlamaktadır. Hindistan Maldiv’i karıştırmayı amaçlayan eylemlerinde bazen Sri Lanka hükümetine karşı mücadele eden Tamil gerillalarını da kullanmaktadır. Görünüşte Hindistan’la Maldiv arasındaki ilişkiler iyidir ve sık sık karşılıklı ziyaretler gerçekleştirilir. Ancak bu Hindistan’ın siyasi baskısından ve Maldiv yönetimini etki altına almasından ileri gelmektedir. Hindistan 1988’de Maldiv yönetimine karşı düzenlenen bir darbe girişimini bahane ederek bu ülkeye asker gönderdi. Hâlen de bu ülkede askeri müsteşarlar bulundurmaktadır. Hindistan, Maldiv için sürekli bir tehdit unsurudur.
Hindistan Diğer Komşularıyla da Problemli

Hindistan komşularından sadece İslam ülkeleriyle değil diğerleriyle de problemli. Örneğin halkının büyük çoğunluğu hindu olmasına rağmen kuzey komşularından Nepal’le çeşitli ekonomik ve siyasi meseleleri var. Nepal’in Hindistan yönetiminin baskılarına rağmen Çin, Pakistan ve bölgedeki diğer ülkelerle diplomatik ilişkileri başlatma kararı alması üzerine Hindistan bu ülkeye ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Nepal’in Hindistan baskısı karşısında direnmesi iki ülke ilişkilerinin iyice bozulması sonucunu doğurdu. Hindistan, kuzeydeki diğer komşusu Butan Krallığı’nı da sürekli siyasi baskı altında ve kendi iradesine mahkum halde tutmaya çalışmaktadır. Hindistan, güneyde Hint Okyanusu içinde yer alan komşusu Sri Lanka’yı da kendi siyasi iradesine mahkum halde tutmaya çalışmaktadır. Hindistan bu amaçla, Sri Lanka’da ayrılıkçı Tamil gerillalarının yürüttüğü mücadeleden yararlanma yoluna gitti. Aslında Tamil gerillalarıyla dolaylı ilişkisi olduğu bilinen Hindistan, geçtiğimiz yıllarda Tamillerin savaşını bahane ederek Sri Lanka’da “barış ve düzeni (!)” sağlamak amacıyla bu ülkeye elli bin asker gönderdi. Tamil gerillalarının savaşını kendi siyasi çıkarları için istismar eden Hindistan’ın gönderdiği askerler ise Sri Lanka’da sadece bir “çekiç güç” rolü oynamaktan öte bir şey yapmadılar. Sri Lanka’da çoğunluğu oluşturan Sinhaliler ise “Hindistan çekiç gücü” nün ülkelerinde “barış ve huzuru (!)” sağlamak yerine yönetimin önünde bir ayak bağı oluşturduklarını hatta Tamil gerillalarının palazlanmasına ve rahat hareket etmelerine fırsat verdiklerini gördüklerinden bu askerlerin topraklarından kovulmasını istedi ve bunun için hükümete baskı yaptılar. Bu gelişme hükümetle halkı karşı karşıya getirdi. Sri Lanka’daki Hint askerleri, Tamil gerillalarıyla uğraşmak yerine, bu gerillalarla hiçbir ilgileri olmayan köylere, özellikle Müslüman köylerine baskınlar düzenleyerek kadın, çocuk demeden suçsuz günahsız insanları öldürüyorlardı. Yani Tamil gerillalarına rahmet okutacak zulümler işliyorlardı. Sonuçta gerçeği gören veya görmek zorunda kalan Sri Lanka hükümeti Hindistan’dan askerlerini çekmesini istedi. Ancak Hindistan yönetimi çeşitli siyasi tavizler koparmadan askerlerini bu ülkeden çekmeye yanaşmadı.
Hindistan İşgali Altındaki Keşmir

Keşmir’in bir bölümü hala Hindistan işgali altındadır. İşgal altındaki Keşmir’in yüzölçümü 138.935 km2, nüfusu yaklaşık 7 milyon ve bu nüfusun % 80’i Müslümandır. Geriye kalan hindu nüfusun çoğunluğu da bölgeye sonradan yerleştirilmiş. Hindistan yönetimi Keşmir’i işgal altında tutabilmek için bu bölgede yarım milyon asker bulunduruyor. Askerlere Keşmir’deki bağımsızlık mücadelesini bastırmaları ve Müslüman halka göz açtırmamaları için her türlü yetki verilmiş. Çoğunluğu hindulardan oluşan ve Müslümanlara karşı özel bir kinle yetiştirilen askerler de kendilerine verilen yetkiyi sonuna kadar kullanarak insanları hunharca öldürüyor, sorumsuzca tutuklayıp işkence ediyor ve bazen de kadınlara tecavüz ediyorlar. Keşmir’deki hastaneler ve sağlık kuruluşları sürekli Hindistan askerlerinin saldırıları sonucunda yaralananlarla dolup taşıyor. Kısacası Hindistan askerleri Keşmirli Müslümanları zulmün her çeşidine maruz bırakıyorlar.
Hindistan Müslümanları Demir Yumruk Altında

Hindistan en büyük Müslüman azınlığın yaşadığı ülke. 800 milyondan fazla nüfusa sahip olan ve nüfus bakımından dünyada Çin’den sonra ikinci sırayı alan bu ülkede 100 milyondan fazla Müslüman yaşıyor ve büyük çoğunluğu sünnidir. Hindistan hükümeti Müslümanları sürekli baskı altında tutuyor. Öte yandan çoğunluğu oluşturan hinduların Müslümanlara yönelik saldırılarına ve eylemlerine göz yumuyor. Hükümetin bu tutumu Müslümanlarla hindular arasında zaman zaman kanlı çatışmaların ortaya çıkmasına yol açıyor. Olaylarda polis hinduların tarafını tuttuğundan hayatını kaybedenlerin veya yaralananların çoğu Müslümanlardan oluyor. Buna rağmen polis olaylardan sonra daha çok Müslümanları tutukluyor.
Cami Yıkanlara Hindistan Hükümetinden Prim

Hindistan’ın Uttar-Pradeş eyaletinde bulunan Ayota kentindeki Babür Şah Camisi konusunda Hindularla Müslümanlar arasında yıllardan buyana devam eden bir anlaşmazlık vardı. Hindular, Moğol İmparatoru Babür Şah tarafından yaptırılmış olan bu caminin binlerce tanrılarından biri olan Ram ‘ın doğduğu yer üzerine inşa edildiğini ileri sürüyor ve bu iddialarına dayanarak söz konusu caminin yıkılıp yerine bir hindu tapınağının inşa edilmesini istiyorlardı. Aslında 430 yıl önce yapılmış Babür Şah Camii’ yle ilgili bu iddianın son yüzyılda ortaya atılması İngiliz emperyalizminin ve İngilizlerin Hint yarımadasında yaşayan Müslümanlara uyguladıkları zulmün mirasçısı Hindistan yönetiminin bir oyunundan başka bir şey değildi. Üstelik Hinduların tanrı olduğuna inandıkları ve iki bin yıl önce doğmuş olan Ram ‘ın, koskoca Ayota şehrinde tam Babür Camisi ‘nin bulunduğu mevki üzerinde doğduğuna dair hiçbir kanıt yoktu. İddiayı yaymakla görevlendirilenlerin kışkırtmalarıyla galeyana getirilen kalabalık hindu gruplar zaman zaman bu camiye karşı çeşitli saldırılarda bulundular. Hinduların bu saldırılarında çıkan çatışmalarda çoğunluğu Müslüman olmak üzere çok sayıda insan öldü. Hindular Babür Camisi’ ne yönelik saldırılarını 1992 yılı sonlarına doğru iyice yoğunlaştırdılar. 4 Aralık 1992 Cuma günü 50 bin kadar hindu Babür Camii önünde toplanarak büyük bir gösteri yaptı. Hindular ertesi gün de kalabalık gruplarla camiye saldırıda bulunarak 430 yıllık Babür Camisi ‘ni yerle bir ettiler. Ancak hinduların bu saldırıları Hindistan’ın içinde de dışında hindularla Müslümanlar arasında geniş çaplı çatışmalara sebep oldu. Hindistan içinde çıkan çatışmalarda iki binden fazla insan öldü. Bunların çoğu da olaylara müdahale eden polisin açtığı ateşle canlarını kaybetti. Hindistanlı bazı Müslüman yetkililer Hindistan polisinin olaylarda hinduların tarafını tuttuğunu ve Müslümanların üzerlerine ateş açtığını bildirdiler. Ayota’daki cami krizi Bangladeş, Pakistan ve İngiltere’de de çeşitli çatışmalara yolaçtı. Bunun yanı sıra olay yüzünden Pakistan ile Hindistan arasındaki gerginlik daha da arttı. Hindistan yönetimi olayların önünü alabilmek için yıkılan caminin yeniden inşa edileceği vaadinde bulundu. Ancak caminin yıkılmasının üzerinden sekiz yıl geçmesine rağmen bugüne kadar bu vaadini gerçekleştirme yönünde hiçbir girişimde bulunmadı. Hindistan hükümeti Babür Camisi ‘nin arsasını hindulara teslim etmek ve üzerine hindu tapınağının inşa edilmesine imkan sağlamak için olayın küllenmesini veya bir fırsatın doğmasını bekliyor. Öte yandan hükümetin insanlık dışı eylemlerine göz yummasından hatta prim vermesinden cesaret alan fanatik hindular Babür Camisi ‘ni yıkmakla hızlarını alamadılar ve daha başka camilere yöneldiler. Şimdi Hindistan’da birçok cami hindu tehdidi altında.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: