Filistin’in Kurtuluşu İçin Cihad Farzı Ayndır

Hanefi fıkhının meşhur kaynaklarından olan el-İhtiyar’da şöyle denmektedir: “Düşman İslam toprağına saldırdığında bütün herkese cihad farz olur. O zaman kadın kocasının, köle efendisinin izni olmadan cihada çıkabilir.” (el-Mavsili, el-İhtiyar li Ta’lili’l-Muhtar, C. 4, sh. 118) Kitabın şerhinde de yukarıdaki cümlenin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle denmektedir: “Çünkü o durumda cihad farzı ayn olur. Namaz, oruç gibi farzı ayn olan amellerin yerine getirilmesinde ise izne gerek yoktur.” Bu hüküm hemen hemen bütün meşhur fıkıh kitaplarının cihadla ilgili bölümlerinde zikredilir. Onun için değişik kaynaklardan aktarma yapmaya gerek görmüyorum. Bugün Filistin toprakları işgal altındadır. Yani düşman İslam toprağına saldırmış, bu toprakları işgal etmiş, Müslümanların kutsal varlıklarını kirletmiş, oranın asıl sahipleri durumundaki Müslümanları yurtlarından çıkarmış ve yurtlarında kalmak isteyenleri de zulme maruz bırakmıştır. Bu itibarla Filistin topraklarının yeniden İslami kimliğine kavuşturulması, insanlara uygulanan zulümlerin son bulması, yurtlarından çıkarılanların geri dönmelerine imkan sağlanması ve Müslümanların kutsal varlıklarının işgal kirinden kurtarılması için cihad etmek farzı ayn olmuştur. Filistin cihadının genel anlamda, Türkiye topraklarını işgal edenlere karşı başlatılan istiklal savaşından, Bosna – Hersek’teki, Çeçenistan’daki ve benzeri yerlerdeki işgale karşı yürütülen cihaddan farkı yoktur. Özel anlamda ise bunlardan daha üstündür. Çünkü Yüce Allah, Filistin topraklarını mübarek kıldığını Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde bildirmektedir. Ayrıca Müslümanların ilk kıblesi olan Mescidi Aksa, insanlara hanif dini tebliğ etmek üzere görevlendirilmiş olan peygamberlerden birçoğunun mirası ve makamı orada olduğundan oralar ayrı bir önem kazanmaktadır. Filistin cihadına önem ve üstünlük kazandıran sebeplerin başta gelenlerini kitabımızın birinci bölümünde vermiştik.

İşgalciler Filistin topraklarını gasp ederek orada yaşayan Müslümanların yarıdan çoğunu yurtlarından çıkardıklarından dolayı onların dost edinilmesi ve o topraklar üzerindeki hakimiyetlerinin meşrulaştırılması caiz olmaz. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah sizi, ancak din hakkında sizinle savaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanız için yardım etmiş olanları dost edinmekten sakındırır. Kim onları dost edinirse işte onlar zalimlerdir.” (Mümtehine, 60/9) İşgalcileri o topraklardan çıkarmak için cihad etmek; gasp ve işgalde, Müslümanların haklarını iade etmemekte, yurtlarından çıkarılanların yeniden yurtlarına dönmelerine fırsat vermemekte ısrar etmeleri durumunda kendilerine karşı silah kullanmak Müslümanların meşru haklarıdır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onları bulduğunuz yerde öldürün ve kendilerini sizi çıkardıkları yerden çıkarın. Fitne öldürmekten daha kötüdür.” (Bakara, 2/191) Yine bir ayeti kerimede de şöyle buyuruluyor: “Size kim saldırıda bulunursa, onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın.” (Bakara, 2/194) Yüce Allah, Allah’ın mescitlerini kirleten, oralarda Allah’ın anılmasına engel olan, oraları tahrip etmeye çalışan kimseler hakkında da şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasını engelleyen ve onların yıkılmasına çalışandan daha zalim kim olabilir? Bunların oralara ancak korku içinde girmeleri gerekir. Onlara dünyada bir rezillik vardır. Onlar için ahirette de büyük bir azap vardır.” (Bakara, 2/114)

Filistin toprakları, Hz. Ömer (r.a.) tarafından fethedildikten sonra önemi dolayısıyla mücahitler arasında paylaştırılmamış, kıyamete kadar gelecek Müslüman nesillere emanet edilmiştir. Yüce Allah da emanetler konusunda şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamberine hıyanet etmeyin ve bile bile size emanet edilen şeylere hıyanet etmeyin.” (Enfal, 8/27) O topraklar üzerindeki işgali kabullenerek, oraların İslami kimliğine kavuşması için cihad edilmesini yadırgamak bile bile emanete hıyanet etmek anlamına gelir.

Filistin topraklarının işgal kirinden kurtarılması için cihadın farzı ayn olduğu hakkında şimdiye kadar pek çok fetva yayınlanmıştır. 1947’de Filistin’in taksimine dair kararın çıkması üzerine yayınlanan ve o zamanki Ezher şeyhi Muhammed Me’mun Şinnavi, Mısır müftüsü Muhammed Hasaneyn Mahluf gibi tanınmış alimlerin de aralarında bulunduğu Ezher ulemasından 26 kişinin imzasını taşıyan fetvada şöyle denmektedir: “BM kurulu tarafından alınan söz konusu karar yetki sahibi olmayan bir kurulun aldığı bir karardır. Dolayısıyla haktan ve adaletten hiçbir nasibi olmayan zalim ve geçersiz bir karardır… Ey İslam evlatları! Tedbirinizi alın ve bölük bölük ya da toplu halde savaşa çıkın… Onların yollarını kapatın ve bütün gözetleme yerlerinde onları bekleyin. Onlarla ticareti ve bütün ikili ilişkileri boykot edin. Aranızda cihad birlikleri hazırlayın. Allah’ın üzerinize farz kıldığı ameli yerine getirin. Ve bilin ki bugün canıyla veya malıyla cihad edebilecek herkese cihad farzı ayn olmuştur. Bu görevden geriye kalan herkes Allah’ın gadabını hak etmiş olur ve bu büyük bir günahtır.” 26 Ocak 1935 tarihinde, Mescidi Aksa‘da bir araya gelerek görüş birliğiyle bir fetva yayınlayan 249 ilim adamının fetvalarında yer alan bazı ifadeleri kitabın birinci bölümünde vermiştik. Yine Hindistan Kanfor Merkezi Alimler Cemiyeti başkanı Muhammed Süleyman el-Kadiri’nin 1935 tarihli fetvasına da aynı bölümde işaret etmiştik. Bu fetvalar da Filistin’in siyonizm kirinden temizlenmesi için cihadın farzı ayn olduğunu ortaya koymaktadır. Şunu bilmek gerekir ki, Filistin topraklarını yahudilere para karşılığı satmakla, makam, mevki ve sözde “barış (!)” karşılığı satmak arasında hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla geçmişte para karşılığı satanlar ya da satılmasına aracılık edenler için verilmiş fetvalar bugün makam, mevki ve sözde “barış (!)” karşılığı satanlar için de aynen geçerlidir. Dolayısıyla bu davaya hıyanet edenlerin işgalcilerle barış yapmış olmaları o toprakların kurtuluşu için sürdürülen cihadın farziyetini ortadan kaldırmaz.

İslam dünyasının tanınmış ilim adamlarından ve İslami hareket önderlerinden 63 kişinin imzasını taşıyan bir fetvada şöyle denmektedir: “Yüce Allah’ın bizden almış olduğu ahit ve misak üzere bildiririz ki, Filistin’in kurtuluşu için tek yol cihaddır. Hiçbir durum ve şartta, Filistin’in bir karışı üzerinde bile yahudilerin hakimiyetlerinin meşrulaştırılması caiz olmaz. Hiçbir kişi ve örgütün Filistin toprakları üzerinde yahudilerin hakimiyetini meşrulaştırmaya yetkisi olamaz.” Bu fetvaya imza atan 63 kişinin arasında Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi, Muhammed Gazali, Prof. Dr. Vehbe Zuhayli, Ömer Süleyman el-Eşkar, Prof. Dr. Hemmam Said, Vahiduddin Han gibi İslam dünyasının tanınmış ve İslami ilimlerde otorite alimlerinden birçok kişi yer almaktadır. Bu arada şunu hatırlatalım ki, birçokları Filistin denince BM teşkilatının 181 sayılı kararında Araplara verdiği toprakları anlıyor. Oysa BM’in söz konusu kararının bir geçerliliği yoktur ve Filistin’in 1948’de işgal edilmiş kesimiyle 1967’de işgal edilmiş kesimi bir bütündür. Bu konuya ileride daha geniş bir şekilde temas edeceğiz.

Ezher Üniversitesi’nin Fetva Konseyi tarafından 1956’da verilen fetvada da İsrail’le barışın caiz olmadığı ve Filistin’in kurtuluşu için cihadın farzı ayn olduğu vurgulanmaktadır. Bunun dışında da, Filistin’in kurtuluşu için cihadın farzı ayn olduğunu vurgulayan, gerek ferdi olarak ve gerekse heyet halinde birçok fetva verilmiştir.

Sonuç olarak şunu söylemeliyiz ki, bütün şer’i deliller Filistin’deki cihadın farzı ayn olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla buradaki cihad karşısında, küfür ehlinin kullandığı ağzı kullanmak sadece ameli açıdan değil itikadi açıdan bile tehlike arz edecek derecede veballi bir harekettir. Namaz konusunda küfür ehlinin kullandığı ağzı kullanmak ne derece tehlikeliyse farzı ayn bir cihad hakkında küfür ehlinin kullandığı ağzı kullanarak, bu cihada karşı terör ve benzeri nitelemelerde bulunmak da o derece tehlikelidir.

Bir insana kıldığı farz bir namaz için: “Neden namaz kılıyorsun? Senin yaptığın da iş mi?” şeklinde itirazlarda bulunulması caiz değildir. Ama kıldığı namazda bir eksiklik veya yanlışlık görülürse işte o eksikliğine veya yanlışlığına itiraz edilir. Farzı ayn olan cihad için de aynı şey söz konusudur. Bu cihad görevini yerine getiren biri hakkında: “Terör yapıyor” demek son derece tehlikelidir. Ama cihad esnasında gerçekleştirdiği fiillerden hatalı görülenlere itiraz etmek mümkün olabilir. Bu tür fiillere itiraz eden kişi de onların ne yönden yanlış olduğunu delilleriyle ortaya koymak zorundadır. “Efendim, bu benim aklıma yatmıyor; böyle şey mi olur” tarzındaki itiraz geçerli bir itiraz değildir. Yüce Allah: “Ey iman edenler! Allah’ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.” (Maide, 8/87) buyuruyor. Bir başka ayeti kerimede de: “Ey Peygamber! Eşlerinin hoşnutluklarını arayarak, Allah’ın sana helal kıldığını, niçin (kendine) yasak ediyorsun? Allah bağışlayandır, rahmet edendir.” (Tahrim, 66/1) buyuruyor. Özellikle ikinci ayeti kerimede, başkalarını hoşnut edebilmek için insanın Allah’ın helal kıldığı şeyleri kendi nefsine yasak etmesinin caiz olmadığı vurgulanıyor. Bir insanın kendi nefsine yasak kılması caiz olmayan mubah ve helal bir şeyi başkaları açısından yasak görmesi hiç caiz olmaz. Günümüzde Müslümanların varlık ve bağımsızlık mücadelelerine itiraz edenlerin çoğunlukla belli çevreleri memnun etme, kendilerine yönelecek tenkitlerden korunma, bazı özel ilişkilerine zarar gelmesini engelleme çabası içinde oldukları müşahede ediliyor. Oysa bu tür endişelerin hiçbiri Allah’ın şeriatında mubah ve helal kılınan bir şeyi yasak ve çirkin göstermek için kullanılabilecek gerekçeler değildir. Yani cihad esnasında yapılan bazı amellere İslami yönden itiraz edenlerin, Allah’ın şeriatından delillerini göstermeleri gerekir.

Bazılarının da: “Belki ilkesel olarak delillerini bulabilirsiniz, ama stratejik olarak yanlıştır” şeklinde itirazlarda bulunduklarını gördük. Her şeyden önce yapılan bir fiil stratejik olarak yanlış olsa bile bu durum onun terör olarak nitelenmesini gerektirmez ve o eylem hakkında küfür ehlinin kullandığı ağzın kullanılmasını caiz kılmaz. İkinci olarak bir fiilin stratejik açıdan yanlış olduğunu ileri sürenlerin o fiilin hangi stratejik gayeler için yapıldığını, uzun vadeli ve kısa vadeli hesaplardan nelerin beklendiğini de iyi bilmeleri gerekir. Bunu bilmiyorlarsa oturup susmaları ulu orta konuşmalarından çok daha hayırlı olur.

Filistin cihadının genel çerçevesini ortaya koyduktan ve bu cihadın farzı ayn olduğunu ispat eden şer’i delilleri sıraladıktan sonra diğer konulara geçmek istiyorum. En önce cihad esnasında bir insanın ölümü göze almasının intihar mı yoksa istişhad (şehadete atılma) mı olduğu konusu üzerinde duracağız. Bu konuyu etraflıca ele aldıktan sonra savaşta kimlerin sivil ve masum kabul edilebilecekleri konusuna geçeceğiz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: