Bir Bardak Suda Koparılan Fırtına

Resulullah (s.a.s.) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmaktadır: “Mü’minlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine acımadaki örnekleri adeta bir beden örneğidir. Onun bir organı rahatsız olduğunda diğer organları da uykusuzluk ve ateşle ona katılır.” Bu itibarla Müslümanların birbirlerinin dertleriyle dertlenmeleri ve birbirlerinin yaralarına merhem olmaya çalışmaları sadece hakları değil aynı zamanda görevleridir. Bu itibarla Türkiye’deki Müslümanların Filistin, Kudüs ve Mescidi Aksa davasına sahip çıkmaları ve bu davaları çeşitli etkinliklerle dile getirmeleri hem hakları hem de sorumluluklarıdır.

İman kardeşliğinden kaynaklanan sorumluluğun yanı sıra Kudüs ve Filistin davasının Müslümanlar açısından ayrı bir yeri ve önemi de var. Bunun sebeplerini dergimizin ikinci sayısının kapak dosyasında özetle anlatmaya çalışmıştık.

Kudüs Hz. İbrahim (a.s.)’in hanif dinini ve vahiy kültürünün temel dinamiği niteliğindeki tevhid inancını temsil eden kutsal bir şehir olduğundan bu şehrin gerçek sahipleri de “iman edenler”dir. Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin gerçek varislerinin ancak tevhid inancına sahip ve hanif dine mensup mü’minler olduğunu çeşitli vesilelerle vurgulamaktadır. Örneğin bir âyeti kerimede şöyle buyurulur: “Şüphesiz insanların İbrahim’e en yakın olanları ona uyanlar, bu peygamber ve iman edenlerdir.” (Ali İmran, 3/68) Bunun sebebi ise İbrâhim (a.s.)’ın hanif bir Müslüman olmasıdır. “İbrahim ne bir yahudi ne de bir hıristiyandı. Ancak o dosdoğru çizgideki bir Müslümandı. O, müşriklerden de değildi.” (Ali İmran, 3/67) Bu diğer bütün peygamberler için de geçerlidir.

Siyonistler yahudileri Kudüs topraklarına toplayabilmek için ellerindeki Muharref Tevrat’tan çıkardıkları birtakım uyduruk hikâyeleri sonuna kadar değerlendirmeye çalışıyorlar. Oysa Müslümanların, vahyedildiği gibi muhafaza edilen Kur’an-ı Kerim’deki ilkelere yapışmakta ve bu ilkelerin ışığında Kudüs üzerindeki haklarına sahip çıkmakta çok daha kararlı olmaları gerekir.

Kısacası Kudüs ve Mescidi Aksa davasına sahip çıkmak bütün Müslümanların haklarıdır. Dolayısıyla mezhebi ve siyâsi görüşü ne olursa olsun hiçbir Müslüman bu davaya sahip çıkmasından, bu davaya önem vermesinden, bu davayı gündeme getiren kültürel bir etkinlik göstermesinden dolayı suçlanamaz, kınanamaz. Kudüs davasına sahip çıkmayı bir tür suç gibi göstermek bugün o mukaddes toprakları işgal altında tutmaya devam eden siyonist işgalcilerin haksız ve gayri meşru hâkimiyetlerini meşru bir hâkimiyet olarak gösterme amacına yönelik olabilir.

Bu hususa dikkat çektikten sonra geçtiğimiz ay Sincan belediyesi tarafından düzenlenen ve birtakım basın yayın organlarının etrafında velvele kopardıkları “Kudüs Gecesi” etkinliğine gelmek istiyorum.

İşin gerçeğinde Sincan’da düzenlenen programda suç unsuru teşkil edecek hiçbir şey yoktu. Bu tür programlar da Türkiye’de ilk kez düzenlenmiyordu. Ancak siyonizmin çıkarlarına hizmet eden basın yayın organları tezgâhı önceden kurmuşlardı ve bu programı önceden planladıkları bir fırtına için kullanma amacıyla gerekli hazırlıkları yapmışlardı. Bundan dolayıdır ki normalde söz konusu basın yayın organları Kudüs ve Filistin davasına destek amacıyla düzenlenen kültürel etkinliklere hiç ilgi göstermedikleri halde Sincan belediyesinin düzenlediği “Kudüs Gecesi” programını izlemeye bütün laik gazetelerin ve televizyonların muhabirleri gelmişti. Belli ki senaryo önceden hazırlanmıştı. Programın hemen arkasından da büyük bir fırtına koparıldı. Programı düzenleyenlere yönelttikleri suçlar ise şunlardı: İran büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri’nin konuşma yapması ve konuşmasında: “İsrail ile anlaşma yapanları Allah mutlaka cezalandıracaktır” ifadesini kullanması, salona Fethi Şikâki, Yahya Ayyaş, Abbas Musevi ve Musa Sadr gibi İslâmi Cihad Hareketi, HAMAS ve Hizbullah ileri gelenlerinin posterlerinin asılması. İşin gerçeğinde siyonizmin çıkarlarına hizmet etme görevini üstlenmiş basın yayın organları “Kudüs Gecesi” kutlamalarını düzenleyenleri suçlu göstermek için işlerine yarayacak önemli gerekçe bulamayınca böyle basit ve hiçbir yönden suç sayılamayacak şeylere sarılmış, onları gerekçe olarak kullanma zorunluluğu duymuşlardı. “İsrail ile anlaşma yapanlar” denildiğinde hemen Türkiye’deki yöneticilerin kastedildiği sonucunu çıkarmak gerekmez. Bu genel bir ifadedir. Ayrıca İran yönetimi İsrail’le işbirliği anlaşması imzalanmasına karşı olduğunu daha önce de çeşitli vesilelerle dile getirmişti. Adı geçen şehitlerin posterleri de bu tür programların düzenlendiği salonlara ilk kez asılmıyordu. Ama amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmekti ve Müslümanların Kudüs davasına sahip çıkmalarını bile suç olarak göstermeyi hedefleyen bir psikolojik savaş başlatmaktı.

Medya, HAMAS ve Hizbullah’ın birer terör örgütü olduğu iddiasına yapışarak bu iki hareketin ileri gelenlerinden şehid edilenlerin posterlerinin asılmasını suç olarak göstermeye kalkışmıştı. Oysa HAMAS vatanı zorla elinden alınan, milyonlarcası yurdundan çıkarılarak mülteci kamplarında yaşamaya mahkum edilen bir halkın bağımsızlık ve varlık mücadelesine öncülük etmektedir. Bu mücadelenin Bosna – Hersek’teki, Çeçenistan’daki ve haksız yere işgal edilen daha başka topraklardaki mücadeleden hiçbir farkı yoktur. (HAMAS’ın kimliği ve mücadelesi hakkında dergimizin bu sayısında yayınlanan ve hareketin resmi sözcüsü İbrahim Goşe ile yapılmış olan röportajda oldukça faydalı bilgiler bulacaksınız.) Hizbullah da Güney Lübnan’daki İsrail işgaline karşı savaşmaktadır. İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri varlığının bir işgal olduğu ve İsrail askerlerinin buradan çıkması gerektiği 425 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararıyla tescil edilmiştir. Bu itibarla Güney Lübnan’daki gayri meşru bir askeri varlığa ve işgale karşı sürdürülen mücadeleyi terör olarak nitelemek mümkün değildir. Ayrıca Hizbullah’ın siyonist işgale karşı sürdürdüğü mücadeleye bizzat Lübnan hükümeti tarafından fırsat verilmektedir. Bunun yanı sıra Hizbullah aynı zamanda Lübnan tarafından resmen tanınan siyâsi bir parti niteliği taşımaktadır.

Laik basın yayın organları Kudüs gecesi kutlamalarını günlerce gündemde tuttular. Böylece devletin bütün organlarını etkilemeyi başardılar. Dolayısıyla ortada “suç” sayılabilecek hiçbir fiil olmadığı halde İçişleri bakanı Sincan belediyesinin RP’li başkanı Bekir Yıldız’ı görevden aldı. Yıldız daha sonra hakkında soruşturma başlatıldığı gerekçesiyle tutuklandı. Bu arada programda marş söyleyen ve Filistin halkının dramıyla ilgili bir tiyatro oyunu oynayan gençlerle, gecede konuşma yapanlardan Selâm gazetesi yazarı Nurettin Şirin de gözaltına alındı. İran büyükelçisi Bagheri de Türkiye’den ayrılmak zorunda bırakıldı. Olayın sıcak bir gündem maddesi olmaya devam ettiği günlerde askeri tanklar Sincan caddelerinde dolaştırılarak, birçoklarının yorumlarına göre “bir gözdağı verme gösterisi” düzenlendi.

Gördüğümüz kadarıyla Sincan belediyesinin Kudüs Gecesi programının etrafında böyle büyük bir fırtına koparılmasının ve sanki ortada hâkim rejimi yıkmayı hedefleyen büyük bir ayaklanma teşebbüsü varmış gibi olayın büyütülmesinin iki ana hedefi vardı. Birincisi: Hükümetin RP kanadını başta başörtüsü meselesinin çözümü olmak üzere insanların inanç hürriyetleriyle ilgili olarak başlattığı teşebbüslerden vazgeçmeye zorlamak. Refah Partisi’ni başörtüsüne hürriyet, kurban derilerinin üzerindeki THK ablukasının kaldırılması, hacca karayoluyla gidilmesine fırsat verilmesi, Taksim’e ve Çankaya’ya cami gibi isteklerinden vazgeçmeye zorlamak amacıyla böyle sun’i bir gündem oluşturma, devletin belli organlarının hükümete baskı yapmasını sağlamak için basit bir olayın etrafında fırtına koparma ihtiyacı duyulmuştu. İkinci gaye ise Kudüs davasını Türkiye Müslümanlarının gündeminden çıkarmak ve Müslümanların bu davaya sahip çıkmaktan korkmalarını sağlamaktı. Çünkü siyonist işgal rejimi bu yılın sonuna doğru başlaması ve 1999 sonuna kadar bitirilmesi beklenen “nihâi anlaşma merhalesi”nde Kudüs’ü kendi başkenti olarak bütün dünyaya kabul ettirmeyi hedefliyor. Bu amacını gerçekleştirebilmek için de dünya Müslümanlarının bu davaya sahip çıkmaktan uzak kalmalarını sağlamayı amaçlıyor.

Türkiye’de özellikle son zamanlarda Kudüs davasının bütün ülke kamuoyuna mal edilmesi ve Müslümanların bu konuda bilinçlendirilmesi için yoğun bir çaba harcanmaya başlandığı bir gerçek. Bu çabalar doğal olarak etkisini de gösterdi ve halk artık Kudüs davasını bir iman davası olarak sahiplenmeye başladı. İşte bu çaba ve bıraktığı etki uluslararası siyonizmi ve onun Türkiye içindeki sözcülerini rahatsız ediyordu. Bundan dolayı Sincan belediyesinin düzenlediği programı hedef seçerek Kudüs ve Mescidi Aksa davasına sahip çıkmayı suç olarak göstermek için yoğun bir çalışma başlattılar.

Uluslararası siyonizm İsrail işgal rejiminin kutsal Kudüs şehri üzerindeki hâkimiyetini meşrulaştırmak ve bu şehrin bütün dünya tarafından “İsrail’in başkenti” olarak tanınmasını sağlamak için yoğun bir çaba harcıyor. Bu yüzden Kudüs meselesini öncelikle dünya Müslümanlarının gündeminden çıkarmayı hedefliyor. Bunun için de hizmetindeki basın yayın organlarını kullanarak Kudüs davasına sahip çıkmayı neredeyse bir suç olarak gösterebilmek amacıyla psikolojik bir savaş yürütüyor.

“Kudüs Gecesi” programının etrafında fırtına koparılmasının İsrail işgal rejiminin Lübnan’a asker yığdığı ve Hizbullah’ın silahtan arındırılması için bir uluslararası konferans düzenlenmesi talebinde bulunduğu döneme denk gelmesi de ilginçtir. (Bu konuyla ilgili olarak dergimizin bu sayısının Dünya Gündemi sayfalarında yer alan “İsrail’in Lübnan Çıkartması” başlıklı yazıyı okumanızı tavsiye ederiz.)

Ancak başta da ifade ettiğimiz gibi Kudüs ve Mescidi Aksa davası bugün bütün dünya Müslümanlarının en temel davalarından biridir. Bu kutsal mekânların işgal altında tutulması bütün Müslümanlar açısından bir ayıptır. Bu işgal Müslümanların alınlarında bir lekedir. Bu lekenin temizlenmesi için çalışmak da “Ben Müslümanım” diyen herkesin görevidir. Bu itibarla hiçbir kişisel hesabın ve makam endişesinin etkisinde kalmaksızın bu tür temel davalarımıza sahip çıkmak zorundayız. Bizi temel davalarımızdan uzaklaştırmak amacıyla psikolojik savaş başlatanlar bir konuda geri adım attığımızı gördüklerinde bir başka konuyu gündeme getirmek ve böylece bizi bütün değerlerimizden, davalarımızdan soyutlamaya çalışmak için ellerinden geleni yapacaklardır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: