Barış Suyu mu, Sulu Barış mı?

Körfez savaşı öncesinde batılı yayın organlarının en çok üzerinde durdukları konu “su meselesiöydi. ABD ve Batılı emperyalist güçler o zamanki “savaş ihtiyaçlarıönı karşılamak için bu “su meselesiöni değerlendirmek istediklerinden dolayı hizmetlerindeki bütün yayın organlarını bu yönde seferber etmiş durumdaydılar. O zamanlar batılı yayın organlarının konuyla ilgili değerlendirmelerinde “Orta doğu’da savaşların artık petrol yüzünden ve bir başka sebepten dolayı değil de su yüzünden çıkacağını” ileri sürüyorlardı. Ancak daha sonra Irak ile Kuveyt arasındaki geçmişten kalma bir problemin kaşınması neticesinde sözkonusu “savaş ihtiyacı” karşılandığından dolayı su meselesi belli bir süre için rafa kaldırıldı. Bugün bu mesele yeniden gündeme gelmiş bulunuyor ve zaman içerisinde Türkiye ile komşuları arasında önemli bir problem oluşturması için bu yolla bir zemin hazırlanıyor. Ancak işin ilginç tarafı şu ki, Türkiye yönetimi de, sömürgeci güçlerin oyunlarına gelmekte ve arzulanan zeminin oluşturulmasına imkan ve fırsat vermektedir.

Su meselesinin özünü, menbaları Türkiye’de olan bazı büyük ırmakların sularının Türkiye ile komşuları arasında paylaşılması konusu oluşturuyor. Özellikle Türkiye’nin GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) ile sözkonusu ırmakların sularının önemli bir kısmını Türkiye’de değerlendirmek istemesi ile sömürgeci güçlerin bu konuyu karşılıklı ilişkileri bozmak ve ikili birtakım problemler ortaya çıkarmak amacı taşıyan fitne planları açısından bir malzeme ortaya çıkmış oldu.

Türkiye su konusunu cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde ortaya atılan “barış suyu projesi” ile gündemine aldı. Ancak bu proje ve projeye verilen isim bazı meseleleri de beraberinde getirdi. Proje ile ilgili açıklamalardan ve yapılan tartışmalardan çıkarılan neticeye göre “barış suyu” denilirken “Orta doğu meselesi” adı verilen meselenin çözümü için bir barış kastediliyordu. Yani birilerini tavize zorlamak ve barışa yanaşmak için Türkiye’nin suları bir zorlayıcı araç olarak kullanılacaktı. Fakat söz konusu meselenin bir tarafında siyonist İsrail yönetimi, diğer yanında Arap ülkeleri veya halkları olduğuna göre, suyun zorlayıcılığından yararlanılarak hangi tarafın tavize zorlanması amaçlanıyordu? İşte bu konu projenin ilk ortaya atıldığı günde olduğu gibi bugün de hala kapalı durumdadır, hala tam açıklığa kavuşmuş değildir.

Türkiye, resmi olarak “suöyun kime karşı ve kimi tavize zorlamak amacıyla kullanılacağı konusunda bir açıklama yapmamakla birlikte siyonist İsrail yönetiminin geçmişteki “barışa karşı toprak” sloganının yerine şimdi barışa karşı su sloganını kullanması birtakım tereddütlere vesile olmaktadır. Özellikle de yeni Demirel hükümetinin siyonist İsrail yönetimi ile ilişkileri büyükelçilik düzeyine çıkarması ve Demirel’in partisinden bazı milletvekillerinin İsrail ile bazı alanlarda işbirliği yapılması gerektiğinden sözetmeleri bu konudaki tereddütleri artırmaktadır. İsrail’in işgal altında tuttuğu topraklar içerisinde barışa karşılık olarak verebileceği miktarda su bulunmadığına göre “barışa karşı su” sloganında Türkiye’nin sularına güveniyor olmalı! Bunun yanı sıra, “barış suyu projesiönin daha çok kaynağı Türkiye’de olan ırmakların sularından Türkiye’ye komşu Arap ülkelerinin nasıl yararlanabilecekleri konusu ile ilgili olması da tavize zorlanması istenen tarafın siyonist rejim olmadığını gösteriyor.

Türkiye’nin ortaya attığı “barış suyu projesi”, projenin kendilerini doğrudan ilgilendirdiği Arap ülkeleri tarafından, olumsuz siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurabileceği kaygısı ile karşılandı. Arap ülkelerinin bu kaygısı projenin siyonist rejim lehine bazı baskı unsurları taşıyor olabileceği kanaati uyandırmaktadır. Çünkü başta da ifade ettiğimiz üzere projeye “barış suyu projesi” adının verilmesi bu projenin gerçekleştirilmesi istenen “barış (!?)” ile veya böyle bir “barış”la sonuçlandırılması istenen mesele ile ilgisi bulunan taraflardan herhangi birinin tavize zorlanmasının amaçlandığını göstermektedir. Eğer proje siyonist rejimde değil de öbür tarafta birtakım kaygılara vesile oluyor ise, proje siyonist rejim açısından herhangi bir baskı unsuru taşımıyor demektir. Bununla birlikte söz konusu Arap ülkelerinin kaygılarının tek sebebinin projenin taşıdığı siyasi baskı unsurları olmadığını da belirtmek durumundayız. Bununla birlikte yapılan inceleme ve araştırmalar sonunda projenin ekonomik açıdan da külfetli ve masraflı olacağının anlaşılması pek rağbet görmemesine vesile oldu.

“Barış suyu projesi” ile Türkiye’nin sularından sadece Arap ülkelerinin değil siyonist İsrail yönetiminin yararlandırılması da planlanıyor. Ancak bazı Arap ülkelerinin, projenin bazı siyasi olumsuzluklara vesile olabileceği kaygısı taşımalarına rağmen siyonist rejim bu konuda hiçbir kaygı taşımıyor ve bilakis projeyi bütün gücüyle destekliyor. İsrail 2000’li yıllarda ciddi bir su sıkıntısı ile karşı karşıya geleceği endişesini taşıdığından dolayı Türkiye’nin ortaya attığı projenin bir an önce devreye sokulmasını ve kendisinin de projeden gereği gibi yararlanabilmesi için şartların oluşturulmasını arzuluyor. Siyonistler bununla da kalmayarak bölgeye dışarıdan temin edilecek sularda kendilerinin bir imtiyaz haklarının olacağı intibaını vermeye çalışmaktadırlar. Aslında bölgeye dışarıdan temin edilecek sularda siyonistlerin herhangi bir imtiyaz hakları olamaz elbette. Ama siyonistler tam bir yahudi kurnazlığı ile davranarak böyle bir imtiyaz hakkında sahip olmaya çalışıyorlar. Bu durum da “Acaba Türkiye’nin tutumu onlara cesaret mi veriyor?” sorusunu gündeme getiriyor.

“Ortadoğu barış görüşmeleri” adı altında sürdürülen dizi görüşmelerin bütün bölge ile ilgili meselelerin ele alındığı ve Rusya’nın başkenti Moskova’da gerçekleştirilen son bölümüne Türkiye de davet edildi. Ancak bu görüşmelerde su konusu ile ilgili olarak nelerin konuşulduğu hususunda kamuoyu pek bilgilendirilmedi. Bunun yanı sıra geçtiğimiz Kasım ayında gerçekleştirilmesi düşünülen ancak bazı sebeplerden dolayı ertelenen “bölgesel su konferansı” konusu da şimdilik beklemeye alınmış gibi görünüyor.

Aslında su, eğer ki, sömürgeci güçlerin tahriklerinden uzak ve karşılıklı çıkar ve işbirliği anlayışına göre değerlendirilirse Türkiye ve komşuları arasındaki dostluk ilişkilerinin ve ikili bağlantıların daha da güçlendirilmesine vesile olacak bir unsurdur. Ancak bunun gerçekleşmesi için Türkiye yönetiminin bütün dış baskılardan uzak bir şekilde düşünmesi ve suyu bir baskı aracı olarak kullanmak yerine, komşu Müslüman halkların ortak çıkarlarını öne çıkarması gerekmektedir. Bu doğrultuda düşünülmesi halinde Türkiye’nin suları, birtakım siyasi meselelerin çözümünde mutlaka işe yarayacaktır. Ama bu suyun kimin lehine kimin aleyhine kullanılacağı önemli. Bir Müslüman halkın toprağından çıkan sular, başka Müslüman halklar aleyhine ve siyonizm lehine tavizler koparılması için kullanılırsa bu büyük bir haksızlık olur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: