Acemice Bir Komplo

Sözün başında şunu ifade edelim ki, Müslümanların değişik dinlerin ve inançların mensuplarına karşı onların sahip oldukları inançlarından dolayı bir savaşları yoktur. Müslümanların bugünkü mücadelelerinin birinci amacı gasp edilen haklarını geri almaktır. Yoksa kimsenin şahsına karşı dininden veya inancından dolayı bir kavgaları yoktur. Bazıları Müslümanları anti-semitizmle (yahudi düşmanlığıyla) suçluyorlar. Hatta İslâmi kesimden bile bu yöndeki propagandaların etkisinde kalanlar var. Oysa anti-semitizm Batı’da ortaya çıkmış ve orada taraftar bulabilmiş bir akımdır. Müslümanlar ise Batı’daki bu akımın mağdur ettiklerine kucak açmışlardır. Dolayısıyla anti-semitizmin ve benzer akımların anası durumundaki Batı’nın hayranları insanlığa merhameti, sevgiyi, kardeşliği ve kaynaşmayı öğreten yüce bir dinin mensuplarına karşı birtakım komplolar düzenlemek isterlerse, onların üzerlerine atmak istedikleri medya bombaları kendi ellerinde patlayabilir.

Ankara’daki yahudi cemaatin liderinin arabasına bomba konması olayından kısa bir süre önce çeşitli gazeteler Türkiye ve İsrail’deki istihbarat örgütlerinin İslâmi akımlara karşı işbirliği yapma anlaşmaları imzaladıklarını yazmışlardı. Bu haberler zaten bizi ciddi şekilde endişelendirmişti. Çünkü bizim bildiğimiz kadarıyla İsrail’in dış istihbarat örgütü durumundaki MOSSAD’ın tek amacı bilgi toplamak değil aynı zamanda birtakım komplolar düzenleyerek İsrail’in yayılmacı politikasına engel saydıkları kişilerin ve akımların tasfiye edilmesi için şartları oluşturmaktır. MOSSAD hakkında bugüne kadar yazılan kitaplarda bunun yüzlerce örneği sergilenmektedir. İsrail’in bu sıralarda en çok İslâmi oluşumlardan rahatsız olduğu, İslâm ülkeleri üzerinde kurmak istediği ekonomik saltanata karşı en önemli engel olarak bu akımları gördüğü ortadadır. Temeli geçtiğimiz Ekim ayı sonunda Fas’ın Kazablanka şehrinde düzenlenen Ortadoğu ve Kuzey Afrika I. Ekonomi Zirvesi’nde atılan İsrail merkezli Yeni Ortadoğu Düzeni’nde Türkiye’ye büyük önem verildiğinden ülkemizdeki İslâmi gelişmeler İsrail’i ciddi şekilde rahatsız etmektedir. Bu yüzden MOSSAD Türkiye’de rahat çalışma fırsatı ve zemini bulmaya büyük önem veriyor. Bununla birlikte şuna da işaret edelim ki, MOSSAD her ne kadar CIA’den sonra dünyanın en sistematik istihbarat örgütü olarak gösteriliyorsa da her zaman çok başarılı işler yaptığı sanılmamalıdır.

Biz Yuda Yürüm’e yönelik son suikastın Türkiye’deki İslâmi akımların üzerine çamur atmak için düzenlenmiş bir komplo olduğu kanaatini taşıyoruz. Olayla ilgili birtakım ilginç gelişmeler de bu kanaatimizi te’yid ediyor. Bu sözümüzle Prof. Yürüm’ün veya bir başkasının MOSSAD’la işbirliği içinde olduğu iddiasında bulunmuyoruz. Ancak onun veya olayın medya senaryosunu hazırlayanların bu örgütle doğrudan bir bağlantılarının olmaması ortada bir komplonun olmadığını göstermez. Herkes nereyle ilişki içinde olduğunu en iyi kendisi bilir. Ancak biz kuvvetli delillere dayanmadan kişiler hakkında hüküm vermeyi yerinde bulmuyoruz.

Öncelikle, daha önce de ifade ettiğimiz gibi olay MOSSAD’ın birtakım ikili anlaşmalar yoluyla Türkiye’de geçmişe göre daha rahat çalışma fırsatı bulmasından sonra gerçekleşiyor. İkinci olarak, İsrail’in İslâmi gelişmelere karşı adeta bütün dünyayı bir seferberliğe çağırmasının, 29 Nisan-8 Mayıs 1995 tarihleri arasında Kahire’de BM gözetiminde düzenlenen bir konferansta İslâmi akımların “terör” olarak nitelenmesine ve bu akımlara karşı işbirliği içine girilmesine dair bazı kararların alınmasının ardından meydana geliyor. (Bu arada “Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Yönelik Muameleler” adını taşıyan söz konusu Kahire konferansında, teröre karşı ortak mücadele için Kahire’de bir merkez kurulmasına dair Mısır önerisinin en çok İsrail, Cezayir, Tunus ve Türkiye temsilcileri tarafından desteklendiğini hatırlatmakta yarar görüyorum. Bunun yanı sıra bugünkü Mısır yönetiminin “terörle mücadele” kavramını “İslâm’la mücadele” olarak algıladığı, yürürlükteki “Terörle Mücadele Kanunu”nu da sadece İslâmi akımlara karşı işlettiği bilinirse bu yönetimin gözetimindeki bir “Terörle Mücadele Merkezi”nin nasıl bir işlev üstleneceğini tahmin etmek zor olmaz. Mısır’ın bu konudaki tutumundan daha önceki yazılarımızda da söz ettiğimizden teferruata girmeye gerek görmüyoruz.)

Bir medya senaryosuyla Müslümanların üzerine yıkılması için çalışılan suikastta içerisine bomba konulan araba hurdaya dönerken sahibi hafifçe yaralanıyor. Verilen bilgilere göre bunun sebebi arabanın uzaktan kumandayla çalıştırılması. Ancak bomba uzaktan kumandayla çalıştırılan arabada değil de, ikinci arabada patlıyor. (Bu konuda Sayın Hasan Karakaya’nın 15 Haziran 1995 tarihli akit gazetesindeki köşesine bakmanızı tavsiye ederim.) Sonra İsrail adeta Türkiye’deki polis teşkilatı bu işlerden anlamaz veya bu tür olaylarda tarafsız hareket edemez dercesine istihbarat elemanlarını göndererek olaya el koyuyor. Türkiye’deki yönetim de polis teşkilatını küçümseyici bu tavır karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor. Arkasından olayın medya yönü sahneye konuyor. Akli dengesi bozuk birisi ekrana çıkarılarak, Yürüm suikastını ve polisin yıllardan beri çözemediği daha bir sürü suikastı üstleniyor. Böylece koskoca bir polis teşkilatının başaramadığı işi bir televizyon muhabiri tek başına başarıyor. Fakat senaryonun medyayla ilgili cihetinin çok acemice hazırlandığı hemen ortaya çıkıyor. Çünkü akli dengesi yerinde olmayan sözde itirafçı, farklı yerlerde oturan, aynı inancı taşısalar da farklı meşreplerde olan ve birbirlerini çok nadir görebilen üç ayrı kişiyi azmettirici olarak gösteriyor. Bu itiraflardan sonra kaçan şahıs yakalandığında da kendisini ekrana çıkaranların para verecekleri vaadinde bulunduklarını ancak bu vaadlerini yerine getirmediklerinden dolayı kendisinin de itiraflarından vazgeçtiğini söylüyor. Böylece işin medya senaryosunu hazırlayanların başkalarının üzerine atmak istedikleri medya bombası kendi ellerinde patlıyor.

Ancak bütün bu gelişmelere rağmen akli dengesi yerinde olmayan birinin tutarsız ifadelerine dayanılarak bazı insanların hâlâ tutuklu bulundurulmalarına anlam veremiyoruz. Hukukçu olmadığım için Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun nasıl işletildiğini tam bilmiyorum. Ancak yargı kurumunun başını çekenler bu kanun önünde herkesin eşit olup olmadığını bize bildirirlerse memn

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: