Türkiye – İsrail Dostluğu Nereye?

Türkiye başbakanı Mesut Yılmaz’ın son İsrail ziyareti Oslo Anlaşması’nın imzalanmasından sonra Türkiye’den İsrail’e başbakanlık düzeyinde gerçekleştirilen ikinci ziyaret oldu. Bilindiği üzere son birkaç yıl içinde İsrail’e resmi düzeyde en fazla ziyaret Türkiye’den gerçekleştirilmiştir. Oysa birkaç yıl öncesine kadar Türkiye’de hazırlanan askeri raporlarda Türkiye’yi tehdit eden ideolojik akımlar arasında Siyonizm de özellikle zikrediliyor ve askeri istihbaratlarda siyonist faaliyetler yakından takip ediliyordu. Oysa şimdi siyonist işgal devletinin İslam dünyasındaki en büyük ve en yakın dostu Türkiye.

Bizim gördüğümüz kadarıyla birkaç yıl içinde bu derece hızlı bir değişimin gerçekleşmesinin birkaç önemli sebebi bulunmaktadır. Bunların başında Doğu blokunun çökmesinden sonra Amerika’nın geliştirdiği Yeni Dünya Düzeni teorisinin Türkiye’deki yönetimi çok fazla etkilemiş olması gelmektedir. Bu teorinin gündeme getirilmesiyle birlikte Türkiye adeta kendini Amerika’ya her bakımdan mahkum hissetmeye başladı. Bundan dolayı iç ve dış politikasını büyük ölçüde Amerika’nın tutumuna ve çizgisine endekslemeye başladı. Bu arada Amerika’yla ilişkilerinde ve işbirliğinde kendine olumlu katkıda bulunabileceğine inandığı birtakım siyasi oluşumların ve lobilerin de desteğine ihtiyaç olduğuna inanmaya başladı. ABD yönetimi üzerinde en etkili lobinin ise yahudi lobisi olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı Türkiye yönetimi Amerika’yla ilişkilerinde oradaki yahudi lobisinden yararlanmak istedi. Yahudi lobisi ise bu konuda Türkiye’ye sağlayacağını iddia ettiği sözde “katkı” karşılığında Türkiye’deki yönetimden İsrail’le işbirliğini geliştirmesini istedi.

Bu konuda ikinci önemli etken ise Türkiye’deki lobi faaliyetleridir. Bu yöndeki faaliyetlerin alevlendirilmesi için yahudilerin İspanya’dan kovulmasından sonra Osmanlı topraklarına kabul edilmelerinin 500. yılı bir fırsat olarak değerlendirildi. Bu münasebetin değerlendirilmesi amacıyla “500. Yıl Vakfı” adında bir vakıf kuruldu. Bu vakfın asıl amacı ise söz konusu olayın 500. yılını ihya etmekten çok Türkiye İsrail işbirliğini geliştirmekti. Vakfın kurucularının büyük çoğunluğunun iş, akademi ve siyaset çevresinden olması bu amacın gerçekleştirilmesinde bir kolaylık sağladı. Birtakım menfaat ilişkileri ise bu amaca yönelik etkinliklerin biraz daha kolay bir şekilde yürütülmesini sağladı diyebiliriz.

1993’te imzalanan Oslo İlkeler Anlaşması, Türkiye İsrail işbirliğini geliştirmek isteyen İsrail aşıkları için altın bir fırsat oldu. Bu anlaşmadan sonra: “Bakın Arap dünyası da artık İsrail’le “barış” yapıyor. Ortadoğu sorunu diye bir sorun kalmıyor. Bu olaydan sonra Türkiye’nin İsrail’le işbirliğini geliştirmemesi için hiçbir sebep kalmamıştır. Üstelik İsrail askeri teknoloji başta olmak üzere bir çok alanda ilerleme kaydetmiş ve Türkiye’ye yardımcı olabilecek bir düzeydedir” demeye başladılar. Bu arada İsrail’in istihbarat alanında başarılı olduğunu iddia ederek Türkiye’nin PKK’yla savaşında İsrail’in önemli yardımlarının olabileceğini de iddia etmeye başladılar.

Bu konuda üçüncü bir önemli etken de ABD’nin yönlendirmesi oldu. Amerika, bazı konularda Türkiye’ye destek vermek için İsrail’le işbirliğini şart koştu. Örneğin Kıbrıs konusunda ABD özel temsilcisi Richard Holbrooke: “Eğer Kıbrıs konusunda bizim size yardımcı olmamızı istiyorsanız sizin de İsrail’le işbirliğini geliştirmeniz gerekir” dedi. Öte yandan ABD, Türkiye’nin talep ettiği birtakım askeri malzemeleri İsrail’den almasını istedi. Bu durum karşısında Türkiye, Oslo Anlaşması’nın açtığı kapıyı da fırsat bilerek İsrail’e yönelmenin daha faydalı olacağına inanmaya başladı. Çünkü Amerika, Yunanistan’la denge sağlayacağı iddiasıyla bazı askeri malzemelerin ve silahların temininde Türkiye’ye birtakım zorluklar çıkarıyordu.

Avrupa Birliği teşkilatının Türkiye’yi sürekli dışlaması da Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini ve işbirliğini geliştirmesinde önemli etken olmuştur. Çünkü AB kapılarından kovulan Türkiye, buna alternatif geliştirmek amacıyla ABD’nin kapısına sığınma ihtiyacı duydu. Amerika da Türkiye’yi sürekli İsrail tarafına doğru yönlendirdi. Bunun yanı sıra AB’nin Türkiye ürünlerine sürekli kota koyması karşısında Türkiye bu ürünlerini dünya pazarlarına sunabilmek için İsrail’i bir kapı olarak kullanabileceğini düşündü. Uluslararası siyonizmin ekonomik alandaki gücünün sürekli abartılmasının da bunda önemli bir rolünün ve etkisinin olduğunu söyleyebiliriz.

Bir diğer sebep ise Türkiye’deki mevcut yönetimin İslami uyanışa karşı İsrail’le işbirliğini geliştirmeyi bir çıkış yolu olarak görmesidir. Yani birtakım dış bağlantılarla İslami uyanışın önünün kesilmesine, İslami hareketin iktidara gelmesi halinde kendini elini dünyanın hiç bir tarafına uzatamayacak halde bulması için şartların oluşturulmasına çalışılmaktadır.

İşte bütün bu sebepler Türkiye’deki mevcut yönetimin gözüne bir perde çektiğinden, bu yönetim siyonizm tehlikesini unuttu veya görmemeye başladı. Oysa siyonizm Türkiye için hala ciddi ve önemli bir tehlikedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: