Türkiye-İsrail Askeri İşbirliği Kime Yarayacak?

Türkiye, İsrail ile arasındaki bağları sağlamlaştırma yönünde her geçen gün yeni adımlar atıyor. Türkiye’deki mevcut yönetim belki bu adımlarıyla ABD ve Avrupa’ya daha çok yaklaştığını hesap ediyordur ama bu adımlar kendisini hem kendi halkından hem de dünyaya gelecek vaadeden bir milyarlık bir potansiyelden uzaklaştırmaktadır. Üstelik politikaların başarılı olanları da yakın geleceğe göre değil uzak geleceğe göre şekillenenleridir. Sözde “barış süreci”nin gölgesine sığınılarak eski dışişleri bakanı Hikmet Çetin’in ziyaretiyle başlayan “sıkı ilişkiler”, başbakan Tansu Çiller’in ziyaretiyle ve: “Vaadedilmiş topraklarda oturmak hakkınızdır” açıklamasıyla devam etti. Böylece Çiller siyonistlere, dört milyon Filistinliyi yurtlarından çıkararak onların yerlerine oturmakta, milyonlarca Müslümanı mülteci kamplarında yaşamaya mahkum etmekte ve diğer zulümlerinde haklı olduklarını ilan etti. Üstelik buna gerekçe olarak o toprakların ellerindeki muharref Tevrat’ta kendilerine vaadedilmiş olmasını gösterdi. Çiller’in bu sözü, vaadedilmiş toprakların Türkiye’nin bir bölümünü de içine aldığını bilerek mi yoksa bunu bilmeden mi konuştuğu hakkında ise şu ana kadar bir açıklama yapılmış değil. Son olarak cumhurbaşkanının Şarmu’ş-Şeyh zirvesi öncesinde gerçekleştirdiği ziyaretiyle ve Türkiye’den göç eden Batyam yahudilerine: “Ben de sizlerdenim” iltifatı yapmasıyla ikili ilişkiler doruğa tırmandırılmış oldu.

Türkiye ile İsrail arasında askeri işbirliği konusunda ilk somut adım 54 adet F-4 uçağının Phantom-2000 standardında modernizasyonu projesi ihalesinin İsrail’e verilmesiyle atılmıştı. Eski savunma bakanı Mehmet Gölhan zamanında gerçekleştirilen bu ihale işleminde İsrail açıkça kayırılmıştı. Çünkü verilen bilgilere göre öncelikle projenin İsrail’e devrinin verimli olmayacağı raporuna rağmen proje açıktan ihaleye çıkarılmaksızın Bakanlar Kurulu’nun “hizmete özel” kararıyla doğrudan İsrail’e devredilmişti. Projenin İsrail IAI firmasına devrinden sonra hazırlanan raporlarda da söz konusu firmanın istenilen modernizasyonu gerçekleştirebilecek altyapıya sahip olmadığı dolayısıyla ihalenin Türkiye’ye sanıldığından daha büyük zararlar açabileceği dile getirildi. Ancak işin içinde birtakım siyâsi hesaplar olduğundan olayın üzerine fazla gidilmedi ve: “Ne olacak topu topu 54 tane F-4’ün modernizasyonu ihalesi verilmiş! O kadar üzerinde durmaya değer mi?” dercesine konunun üzeri küllendirildi.

F-4’lerin modernizasyonu ihalesiyle ilgili haberler ve değerlendirmeler zihinlerde daha sıcaklığını korurken basın yayın organlarına Türkiye ile İsrail arasında imzalanan yeni bir askeri işbirliği anlaşmasından söz edilmeye başlandı. Üstelik bu anlaşma Genelkurmay ikinci başkanı Orgeneral Çevik Bir’in Türkiye kamuoyunun hükümet tartışmalarıyla meşgul olduğu bir sırada gerçekleştirdiği “İsrail” ziyareti esnasında imzalanmış ve uzun süre gün yüzüne çıkarılmamıştı. Bu şekilde kamuoyundan gizli ve el altından anlaşmalar imzalanması aslında yönetimin halktan ne derece uzak olduğunun açık bir göstergesiydi. Anlaşmanın hükümet konusunun netlik kazanmadığı bir dönemde aceleye getirilmesi de işin arka planında birtakım hesaplar olduğunu gösteriyordu. İşin böyle aceleye getirilmesi muhtemelen bir ANAP – RP koalisyonunun gerçekleşmesi ihtimalinin göz önüne alınmasından kaynaklanıyordu.

Anlaşmanın içeriği incelendiğinde de tamamen İsrail’in lehine olduğu görülüyor. Kamuoyuna açıklanan şekliyle anlaşmanın özünü askeri eğitim alanındaki işbirliği, karşılıklı olarak tatbikatların izlenmesi ve bazı askeri imkânlardan yararlanılması konuları oluşturuyor. Diğer maddeler genellikle protokolü tamamlayan unsurlar. Görünüşte anlaşma mütekabiliyet esasına dayalı. Ama işin pratiği göz önüne getirildiğinde anlaşmanın getirdiği işbirliğinin tamamen İsrail’in yararına olacağı görülür. Örneğin anlaşma jet pilotlarının eğitiminde karşılıklı olarak hava sahalarının kullanılması esası getiriyor. Oysa İsrail böyle bir anlaşmaya “kendi hava sahası (!)”nı yani işgal altında tuttuğu toprakların hava sahasını jet pilotu eğitimi için yeterli görmediğinden dolayı ihtiyaç duyuyor. Bu itibarla daha çok İsrail kendi jet pilotlarını yetiştirmek için Türkiye’nin hava sahasını kullanacak. Bu imkân İsrail’e aynı zamanda Türkiye’nin hava üslerinin ve gizli tutulması gereken önemli askeri noktalarının yerlerini tespit etme imkânı da verecek. Öte yandan Türkiye yönetimi bu tutumuyla siyâsi açıdan kendini sıkıntıya sokmuş oldu. Çünkü daha önce Suriye’nin Yunanistan savaş uçaklarına hava sahasını kullandıracağına dair haberler üzerine Türkiye hemen tepki göstermişti. Daha sonra Suriye bu haberleri yalanladı. Bu haberlerin aslının olmadığı Türkiye Dışişleri bakanlığı sözcüsü Ömer Akbel tarafından da dile getirildi. Şimdi Türkiye, İsrail savaş uçaklarına kendi hava sahasını açınca yarın bir gün Suriye’nin benzer bir anlaşmayı Yunanistan’la imzalaması durumunda itiraz etmekte zorluk çekecek. Türkiye’nin İsrail’le askeri işbirliğini Suriye’yle arasındaki problemlere karşı bir kart olarak kullanması da yanlıştır. Çünkü Türkiye’nin Suriye’yle arasındaki sorunları diyalogla çözmesi bu şekilde bir anti-tez geliştirmesinden, aleyhte kartlar oluşturmasından daha olumlu sonuçlar doğuracaktır. Üstelik bu şekilde aleyhte kartlara başvurulması çözüm değil tepki doğurur.

Yeni hükümetin Savunma bakanı Oltan Sungurlu, kendi hükümetinin kurulmasından önce imzalanmış bir anlaşmayı savunma zorunluluğu hissedince bu anlaşmanın eğitim amaçlı olduğunu ileri sürme ve buna da gerekçe olarak İsrail’in jet pilotu yetiştirmek için yeterli hava sahasına sahip olmamasını gösterme gereği duydu. Düşünmedi ki, İsrail’in jet pilotları sadece Lübnan, Suriye, Mısır ve Ürdün gibi Türkiye’yle daha sıkı bağları olan ülkelerin topraklarını bombalamaya yarıyor. Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkilerini kuvvetlendirmeye daha çok ihtiyacı vardı. Ama Türkiye başta da ifade ettiğimiz gibi kendi eliyle kendini yalnızlığa itmeyi tercih etti. Anlaşma doğal olarak İsrail’le en sıkı bağlantı içindeki bir Arap ülkesi olan Mısır dahil olmak üzere bütün Ortadoğu ve İslâm ülkelerinin tepkisine yol açtı.

Son gelişmeler Türkiye’deki yönetimin İsrail’in İslâm dünyasındaki Amerika’sı olma gibi bir heves içinde olduğu işaretleri veriyor. Ama ne yazık ki bu heves yönetimi hem kendi halkından hem de bu halkla aynı duyguları, aynı inançları, aynı kültürleri paylaşan ve bir milyardan fazla nüfusa sahip güçlü bir potansiyelden uzaklaştırıyor. Şunu da bilmek gerekir ki, İsrail’le yakın ilişkiler hiçbir zaman güven verici olmamıştır. Bunun en açık örneği Camp David anlaşmasından sonra Mısır’la arasındaki ilişkilerdir. Söz konusu anlaşmadan sonra Mısır’da uyuşturucu kullanımından, eski eser kaçakçılığına kadar birçok fesadın yayılmasının ve çeşitli mafya kollarının güçlenmesinin baş sebebi İsrail’dir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: