Tarih Boyunca Mescidi Aksa

Tefsir kitaplarında yeralan rivayetlere ve tarihi kayıtlara göre Mescidi Aksa ilk olarak Hz. Süleyman (a.s.) tarafından inşa edilmiştir. Mescidi Aksa‘dan Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde söz edilmektedir. Bunlardan biri İsra suresinin birinci ayetinde “Mescidi Aksa” diğer bazı ayetlerde ise sadece “Mescid” ifadesi geçiyor.

Mescidi Aksa vahye dayalı diğer dinlerde olduğu gibi İslam’da da büyük bir öneme sahiptir. Resulullah (a.s.) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: “Yolculuk ancak şu üç mescidden birine olur: Benim şu mescidime, Mescidi Haram’a ve Mescidi Aksa’ya.” (Müslim, Kitabu’l-Hacc, 15/415, 511, 512) Burada kastedilen yolculuk ibadet kasdıyla olan özel yolculuktur. Bu hadisi şerif dolayısıyla Mescidi Aksa haram mescidlerin üçüncüsü sayılmıştır. Mescidi Aksa aynı zamanda Müslümanların ilk kıblesidir.

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Mescidi Aksa ilk olarak yahudilerin sadece bir kral olduğuna inandıkları Hz. Süleyman tarafından yapılmıştır. Ancak günümüz yahudileri Kral Süleyman’ın yaptığı binanın Siyon Madebi olduğunu, o mabedin daha sonra yıkılarak yerine şu anki Mescidi Aksa’nın yapıldığını ileri sürüyorlar. Bu yüzden Mescidi Aksa’yı yıkarak yerine kendi mitolojilerinde sözü edilen Siyon mabedini yapmak istiyorlar. Bundan dolayı Kudüs‘ün İngilizler tarafından işgal edilmesinden sonra siyonist yahudiler Mescidi Aksa’ya birkaç kez saldırı ve sabotaj düzenlediler. Bu saldırı ve sabotajlarda bazen Mescidi Aksa’nın yakılması istendi. Bazen değişik yerlerine bol miktarda patlayıcı madde yerleştirilerek havaya uçurulmasına teebbsüş edildi. Siyonist yönetim ise bütün bu eylemleri düzenleyenleri deli diye niteleyerek serbest bıraktı.

Bu saldırıların en geniş çaplısı da 8 Ekim 1990 tarihinde gerçekleştirilen ve 30 Müslümanın şehid edilmesine, 800 Müslümanın da yaralanmasına yolaçan saldırıdır. Tarihe “Kudüs katliamı” olarak geçen bu saldırı, siyonist İsrail yönetiminin bazı fanatik yahudi gruplarını kışkırtması sonucu gerçekleştirildi. Siyonist devlet o dönemde Körfez krizi dolayısıyla dünya kamuoyunun dikkatlerinin Körfez tarafına çevrilmesini bir fırsat olarak değerlendirip terörist yahudileri kışkırttı. Polisler de bu yahudilere yardımcı oldu ve sözünü ettiğimiz büyük katliam gerçekleştirildi. Bu saldırının asıl amacı ise Mescidi Aksa’nın bazı bölümlerini yıkmak ve zaman içinde tamamını yıkabilmek için ilk adımı atmaktı. Ama Filistinli Müslümanlar bu kutsal mabedi canlarıyla savunarak siyonistlere orayı yıkma fırsatını vermediler.

Siyonist devlet Mescidi Aksa’yı yıkabilmek için zaman zaman arkeolojik kazılar yaptığını ileri sürerek mescidin altında tüneller açmaktadır. Bu kazılar hala devam ediyor. Dünya kamuoyunun ve özellikle Müslümanların sessizlikleri de siyonist İsrail yönetimine bu konuda cesaret veriyor. Bu itibarla Mescidi Aksa sürekli tehdid altındadır. Eğer siyonist rejimin uygulamaları karşısındaki sessizlik devam ederse -Allah korusun- Hindistan’daki Babür Camisi’ni yıkan hinduların gösterdiği cesareti siyonist yahudiler de Mescidi Aksa’ya karşı gösterebilirler.

Mescidi Aksa’ya en büyük haksızlık da siyonist yönetimin Kudüs ve Mescidi Aksa üzerindeki hakimiyetini meşrulaştıran anlaşmalar yoluyla yapıldı. Oysa Mescidi Aksa ve Kudüs Filistin meselesinin özünü oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu mesele çözüme kavuşturulmadan Filistin meselesinin çözümü konusunda tek adım bile atılmış olamaz.

Tarih Boyunca Mescidi Aksa

Tanınmış tefsir alimlerinden Kasımi, Mescidi Aksa’nın ismi hakkında şu açıklamayı yapmıştır: “Aksa kelimesi “en uzak” anlamındadır. Mescidi Aksa da Mekke’ye olan uzaklığından dolayı böyle adlandırılmıştır.”

Müslümanların ilk kıblesi olan Mescidi Aksa’nın ilk şekli, tarihi kayıtlara göre Hz. Süleyman (a.s.) tarafından inşa edilmiş ancak tarih boyunca çeşitli değişimlere uğramıştır.

Kudüs şehri, M. Ö. 586’da Babil kralı Buhtunnasr tarafından yerle bir edildi. Bu tahribatta Mescidi Aksa’nın ilk şeklinin de yıkıldığı sanılmaktadır. O zaman burada yaşayan yahudiler de Babil’e sürgün edildiler. Kudüs’ün M. Ö. 538’de Perslerin eline geçmesinden sonra Mescidi Aksa’nın Hz. Süleyman (a.s.) zamanında yapılmış şekline uygun olarak yeniden inşa edilmesine fırsat verildi.

Kur’an-ı Kerim’den anlaşıldığına göre Hz. Zekeriyya (a.s.) ve Hz. Yahya (a.s.) burayı bir mescid olarak kullanmışlardır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Bunun üzerine (Zekeriya a.s.) mescidden kavminin karşısına çıkıp onlara: “Sabah ve akşam tesbih edin” diye işaret etti.” (Meryem, 19/11) Burada kastedilen mescid, Mescidi Aksa’dır. Bir başka ayeti kerimede şöyle buyurulur: “Onun (Zekeriyya (a.s.)’ın) mihrabda namaz kılmakta olduğu sırada melekler kendisine, “Allah sana, Allah katından olan Kelime’yi doğrulayıcı, efendi, kendine hakim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdelemektedir” diye seslendiler.” (Ali İmran, 3/39) Bu ayeti kerimede mihrab denirken kastedilen mekan da Mescidi Aksa’dır. Hz. Meryem’in büyüdüğü mekanla ilgili olarak da Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Rabbi onu (Meryem’i) güzel bir kabulle kabul etti; güzel bir şekilde yetiştirip büyüttü ve onun bakımını Zekeriyya’nın yükümlülüğüne verdi. Zekeriyya ne zaman onun bulunduğu mabede girse yanında yiyecek bulurdu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” derdi. O da: “Allah’ın katındandır. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir” derdi.” (Ali İmran, 3/37) Burada sözü edilen ma’bed Mescidi Aksa’dır. Buradan Hz. Meryem’in çocukluğunun Mescidi Aksa’da geçtiğini anlıyoruz.

Bütün bu ayeti kerimelerden anlıyoruz ki, Mescidi Aksa da Mescidi Haram gibi sırf Allah’a ibadet görevinin yerine getirilmesi amacıyla inaş edilmiş bir mabeddir. Ancak nasıl Mescidi Haram çevresindeki insanlar sapıtarak o mübarek mabedi amacı dışında kullandılarsa, geçmişte Mescidi Aksa çevresinde yaşayanların da vahiy çizgisinden uzaklaşarak Allah’a kulluk görevinin yerine getirilmesi amacıyla inşa edilmiş binaları amacı dindaşı kullandıkları olmuştur. Fakat peygamberler, insanların inanç ve gidişatlarını düzeltmekle görevlendirildikleri gibi Allah’a kulluk görevinin yerine getirilmesi amacıyla inşa edilmiş mekanları asıl kimliklerine kavuşturmakla da görevlendirilmişlerdi. Bundan dolayı Resulullah (s.a.s.) ilk etapta Mekke’yi fethederek Ka’be’yi putlardan temizlemek için büyük çaba harcadı. Bunu kendi sağlığında gerçekleştirdi. Mescidi Aksa hakkında ise vasiyette bulundu ve şöyle buyurdu: “Oraya (Mescidi Aksa’ya) gidin ve içinde namaz kılın.” -Hadisin ravisi dedi ki: “O zaman burası Daru’l-Harb’di (yani Müslüman olmayanların hakimiyeti altındaydı).”- (Resulullah (s.a.s) sözlerine daha sonra şöyle devam etti): “Eğer oraya gidemez ve içinde namaz klamazsanzı kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.” (Ebu Davud, Kitabu’s-Salat, 14) Burada zeytinyağı bir semboldür. Yapılması istenen ise buraya tevhid bayrağının dikilmesi suretiyle o mekanın gerçek kimliğine kavuşturulmasıydı.

İşte Resulullah (s.a.s.)’ın bu vasiyyeti dolayısıyla Müslümanların ilk halifesi Hz. Ebu Bekir (r.a.) Yemen tarafındaki sorunları çözüme kavuşturduktan sonra İslam topraklarını Kudüs yönüne doğru genişletmiş ve Hz. Ömer (r.a.) de M. 638 yılında Kudüs’ü fethetmeyi başarmıştır. Hz. Ömer (r.a.)’in Kudüs’ü fethetmesiyle birlikte Mescidi Aksa da gerçek kimliineğ kavuşturulmuş oldu. Vahiy silsilesinin son halkası olan Yüce İslam dinine mensup Müslümanların da kıyamete kadar bu kutsal mabedin kimliğini korumaları zorunludur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: