Uluslararası Hukukta Filistinli Mülteciler Sorunu

Edward Said’in belirttiği gibi, Filistin’in İsrail tarafından işgali „yüzyılın en uzun işgali“dir. 20. yüzyılın yalnızca en uzun değil, aynı zamanda sonuçları itibariyle de en yıkıcı işgalidir. ABD Mülteciler Komitesi’ne göre, dünyadaki her dört mülteciden biri Filistinlidir. İlk işgalin gerçekleştiği 1948 yılından itibaren Filistinlilerin nüfus artışına paralel olarak mülteci durumuna düşen insan sayısı da artmıştır. Sürgünde doğan ikinci ve üçüncü nesil Filistinliler de doğal olarak mülteci konumunda yaşamak zorunda kalmışlardır. 1948 yılında sayıları 1.441.177 olan tüm Filistinlilerin 804.069’u mülteci konumunda idi. 1995 yılında sırasıyla bu rakamlar 7.689.621’e karşılık 4.645.248 iken, 1998’de 7.788.185’e karşılık 4.942.121 oldu. 2004 yılına gelindiğinde ise 9.700.000 Filistinliye karşılık 5.100.000’i aşkın Filistinli mülteci durumunda bulunmaktadır. Bütün bu rakamlar bugün toplam Filistinli nüfusunun % 70’nin mülteci konumunda olduğunu göstermektedir.
Ortadoğu’da sürekli ve kalıcı bir barışın sağlanması için çözümü şart olan mülteciler sorunu, Filistin-İsrail sorununu oluşturan diğer parçaların (yerleşimciler, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı ve Filistin devletinin kurulması vb.) her birinin çözümü ile de yakından ilgilidir. Mültecilerin hakları uluslararası hukuk ve BM’nin uygulamaları ile garanti altına alındığı için, Filistinlilerin geri dönüş hakkını kullanmasından yalnızca İsrail değil, aynı zamanda uluslararası toplum da insani, yasal ve siyasi anlamda sorumludur. Bununla beraber Filistinlilerin bu haklarını kullanmaları konusunda gerekli mekanizmalar sağlanamamıştır. Bugün, Filistinli mülteciler, „mülteci“ statüsü alamadıklarından dolayı uluslararası hukuki bir korumadan yoksundurlar. Uluslararası alanda temsil problemiyle karşı karşıyadırlar. Sahip olmaları gereken hakları talep edebilecekleri bir uluslararası forum yoktur ve Filistinli mülteciler meselesi, bireysel ve kollektif hakların kullanımı konusunda belirsizliğin olduğu, özgün bir örnektir.
Mülteciler sorunu konusunda uluslararası hukukta iki önemli araç mevcuttur. Bunlardan biri 1951 tarihli Mültecilerin Statüsü Hakkındaki Sözleşme, diğeri ise 1967 tarihli Mülteci Statüleri Hakkındaki Protokol’dür. Fakat 1951 Sözleşmesinin 1-D maddesi gereğince Filistinli mülteciler bu araçlar kapsamının dışında tutulmaktadır. Bu maddeye göre: „Bu Sözleşme BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) dışında, BM’nin herhangi bir organı veya kuruluşundan yardım alan kişileri kapsamamaktadır“. Bu nedenle Filistinli mülteciler BM Uzlaştırma Komisyonu (UNCCP) ve BM Yardım ve Çalışma Örgütü’nün (UNRWA) koruması altında bulunmalarından dolayı 1951 Sözleşmesi ve UNHCR’nin korumasından mahrum bırakılmaktadırlar. UNRWA gibi uluslararası kuruluşların çalışmaları, mültecilerin belli başlı sürgün mahallerindeki bireysel sorunlarını çözmek ve yardımcı olmaktan öteye gitmemiştir. UNRWA, BM Genel Kurulu’nun İsrail’e mültecileri alması için yaptığı çağrı doğrultusunda genelde tarafsız ve hümanist bir politikaya göre hareket etmiş, ancak giderek daha çok politize olan Filistinlilerin taleplerine tam anlamıyla cevap verememiştir.
„Filistinlilerin apaçık bir biçimde sergiledikleri ulusal bilinçlerine karşın, UNRWA’nın oynadığı rol, yemek ve giysi dağıtan, sağlık ve eğitim hizmetlerini veren, apolitik bir baba rolüdür. Filistinlilerin uğradığı siyasi felaketle kıyaslandığında, „UNRWA-iyilikseverliği“ felaketi doyurulacak mide sayısı, giydirilecek, tedavi edilecek beden sayısı gibi kuru rakamlara dönüştürmekten öte bir şey değildi“
UNRWA çalışanlarının büyük kısmı Filistinlilerden oluşmaktadır. Filistinli kamplarının yoğun olduğu Lübnan ve Ürdün’deki yer değiştirmelerde bu Filistinli memurların önemli bir rol üstlendikleri söylenebilir. Çünkü her iki ülkede de sosyal hizmetlerin sorumluluğunu artık Filistinliler devralmaya başlamışlardır. Nitekim FKÖ’nün giderek sürgündeki Filistinliler üzerinde bu ve benzeri kuruluşlardan daha çok etkinliğe sahip olması, Filistinlilerin daha çok politize olması ve ulusal mücadeleye daha çok katılmaları sonucunu doğurmuştur. UNRWA gibi kuruluşların yetersizliği ve soruna geçici çözümler getirmesi bir yana ne geçen zaman ne de İsrail’in kurulmasıyla meydana gelen siyasi değişiklikler Filistinlilerin geri dönüş hakkını geçersiz kılmamıştır. Son zamanlarda yerinden edilmiş pek çok insanın ülkelerine geri döndüğüne dair örnekler vardır. Özellikle Yugoslavya’nın dağılması esnasında, Bosna ve Kosova savaşları sebebiyle yerinden ayrılmış milyonlarca insanın ülkelerine geri dönmeleri konusunda BM çok sayıda proje üzerinde çalışmıştır. Ayrıca II. Dünya Savaşı sırasında Almanya ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle komünist otoriteler tarafından sınır dışı edilen Kırım Tatarları bir başka örnektir. Önemli oranda Kırım Tatarı Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ülkelerine geri dönebilmişlerdir. Yarım yüzyıldan daha fazla bir zamandır mülteci konumunda yaşayan Filistinlilerin geri dönmeleri konusunda BM’de karar çıkarmak dışında hiçbir şey yapılmaması Filistinli mültecilerin özgün konumlarını bir kez daha ortaya koymaktadır.
Geri dönüş hakkının yerine getirilmesini kaçınılmaz kılan üç önemli faktör söz konusudur. Birincisi, Filistinlilerin geri dönme iradesi ve kararlılığıdır. Filistinliler için bu hak kutsaldır. Dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Filistinliler geri dönüş azmini ve kararlılığını korumaktadırlar. 1948 mültecilerinin torunları da kendilerini Filistin’e ait hissetmektedirler. Ulusal düzeyde pek çok ülkede faaliyet gösteren Filistinlilerin kurduğu cemaatler veya uzman ticari kuruluşlar, tüccarlar, öğrenciler ve sanatçılar Filistin’e aidiyetlerini korumaktadırlar. Konunun ikinci yönü, geri dönüş hakkının güvenilir bir hukuki dayanağa sahip olmasıdır. Ne Balfour Deklarasyonu ve 1947 Bölünme Planı, ne de 1949 Ateşkes Anlaşması Filistinliler için bağlayıcıdır. Filistinliler bunların hiç birine taraf değildir. Bunların hiçbiri onlara yeni bir hak vermediği gibi Filistinlileri temel haklarından yoksun bırakamaz.
Geri dönüş hakkını hukuki kılan en önemli dayanak noktalarından birisi BM Genel Kurulu’nun 11 Aralık 1948’de kabul ettiği 194 nolu karardır. Kararın 11. paragrafında şu ifadelere yer verilmektedir: „Genel Kurul, mültecilerin kendi iradeleri ile olabilecek en uygun zamanda evlerine dönmeleri ve komşularıyla barış içinde yaşamalarına izin verilmesi gerektiği, dönmek istemeyenlerin zarar gören veya tamamen yitirilen mülklerinin bedelinin uluslararası hukuk ve adalet çerçevesinde, hükümetler ya da sorumlu otoriteler tarafından ödenmesi gerektiğine karar vermiştir“.
BM tarafından alınan bu karar incelendiğinde şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır: Bu kararda ilk göze çarpan geri dönme seçeneğinin mültecilerin kendilerine bırakılmış olmasıdır. Geri dönmeye karar verdiklerinde ise onlara izin verme zorunluluğu vardı. Geri dönmeyi engelleyici bir davranış, Güvenlik Konseyi tarafından kınanmayı gerektiren bir saldırı faaliyeti olarak görülecekti. Mülteciler, düşmanlıkların sona erdiği „en kısa ve en uygun zamanda“ geri dönmeliydiler. Örneğin, Mısır’la ateşkesin imzalandığı Şubat 1949’dan Suriye ile ateşkesin imzalandığı Temmuz 1949’a kadar geçen dönemde mültecilerin dönüşünü geciktirmek, geri dönüş hakkının ihlali anlamına geliyordu. Yine karara göre, geri dönmeyi tercih edenlerin yitirdikleri veya zarar gören malları, bahçeleri, atölyeleri, evleri dükkanları ve kişisel eşyalarının bedeli ödenecekti. Toprak ve evleri mal sahiplerine geri verilecekti. „Sorumlu otorite ve hükümetler“ tabiri ile kastedilen elbette ki 1948 İsrail geçici hükümeti, İsrail Ardıl Hükümeti, Yahudi Örgütü Haganah, Irgun ve Stern çeteleri ve Yahudi Ulusal Fonu idi.
Geri dönüş hakkı geçerliliğini yalnızca BM kararlarından almamaktadır. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 13. maddesi, her insanın ülkesinden ayrılma ve ülkesine geri dönme hakkının olduğunu kabul etmektedir. 1215 Magna Carta’da dahi bir insanın evine geri dönmesi çok temel bir hak olarak belirtilmiştir. 1949 Cenevre Sözleşmesi de „herhangi bir nedene bağlı olmaksızın zor kullanılarak yapılan şahsi ya da toplu yer değiştirtmeleri (tehcir)“ yasaklamıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: