Geri Dönüş hakkı ve İsrailin çıkardığı engeller

Filistinli mülteciler sorunu Filistin sorununun insani boyutunu oluşturmaktadır. Sorunun çözümü için devreye giren uluslararası insani hukuk karşısında İsrail’in aldığı tutum İsrail’in hukuk ve adalete kesinlikle değer vermediğini göstermektedir. Filistinlilere göre BM’nin 194 nolu kararı geri dönüş için hukuki bir dayanak oluşturup aynı zamanda bugün İsrail işgali altındaki Filistin topraklarına dönüş hakkını garanti altına alırken, İsrail bu kararı bugüne kadar kabul etmemiştir. İsrail’in bunu kabul edip uygulaması zaten İsrail’in demografik yapısının yıkımı anlamına gelmektedir. İsrail’in kararı kabul etmemesinde onu cesaretlendiren bir diğer neden, kararın Güvenlik Konseyi değil Genel Kurul kararı olması nedeniyle bağlayıcı olmayıp yalnızca tavsiye niteliği taşımasıdır. Ayrıca kararda hiçbir şekilde „haklar“ ya da „geri dönüş hakkı“ gibi bir tabir kullanılmamıştır ve mülteciler tabiri ile spesifik bir milliyet kastedilmemiştir.
İsrail 1948’de devlet kurduğunu ilan ettiğinden bu yana mümkün olan her türlü yoldan geri dönüşleri engellemeye çalışmaktadır. İsrail’in resmi tutumuna göre, dönüş hakkı yalnızca döndükleri ülkenin vatandaşı olan mültecilere aittir. Filistinliler ise İsrail vatandaşı değildir. İsrail’in bu tezle yaptığı aslında, önce insanları kendi topraklarından çıkarmak, daha sonra da onları vatandaşlıktan ve geri dönüş hakkından mahrum etmektir.
İsrail’in bir diğer iddiası, mültecilerin geri dönmesi durumunda İsrail’in Yahudi karakterini kaybedeceğidir. Bu iddia, İsrail’in Ortadoğu’da demokratik bir ülke olduğu söyleminin çok uzağında durmaktadır. Ünlü bir hukuk uzmanının söylemiyle; „Yahudi karakteri, İsrail Devleti’nin insan hakları koşullarını ihlal eden Siyonist ayrımcı yasalarının bir söylemidir… BM, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ırk ayrımcılığının devamına karşı uyguladığı yasal yaptırımı İsrail’de Siyonizm’in devam etmesine karşı uygulamamaktadır“.
İsrail’e göre pratikte geri dönüş mümkün değildir. Çünkü İsrail’e göre zaten Filistin köylerinin sınırları çoktan değişmiştir. Ayrıca Filistinlilerin pek çok bölgeye yayılmış olması geri dönüşü imkansız kılmaktadır. İsrail’in bu tezlerini kabul etmek mümkün değildir. Filistin toprakları dışındaki Filistinli mültecilerin sadece 3.521.140’ı UNRWA’da kayıtlıdır.
Arap ülkelerinde yaşayan Filistinlilerin çoğu bulundukları ülkenin vatandaşı değildirler. Arap ülkeleri onlara vatandaşlık verme konusunda ne kadar isteksizse, çoğu durumda Filistinliler de o ülkenin vatandaşı olma konusunda o kadar isteksizdirler. Bulundukları bölgeye göre farklılık arzetmekle birlikte, dünyadaki diğer mültecilerle kıyaslandığında, Filistinli mülteciler en kötü sosyo-ekonomik şartlarda yaşayan mülteciler grubunu oluşturmaktadır. Örneğin Lübnan’da yaşayan Filistinliler, diğer Arap ülkelerinde yaşayanlara nazaran çok daha kötü şartlar altında bulunmakta ve ülkede ekonomik olarak en alt sınıfı temsil etmektedirler.
Lübnan’da yaşayan Filistinliler Lübnan nüfusunun % 12’sini oluşturmaktadır. Bu oldukça önemli bir rakamdır. Fakat buna rağmen, Lübnan’daki Filistinliler 51 yıldır, mülteci kamplarında ve diğer geçici korunaklarda, Arap-İsrail savaşının kurbanları olarak başlayan maceralarına, Lübnan’daki iç savaşı da eklemek suretiyle devam ettiler.
İçinde bulundukları sosyo-ekonomik şartların kötülüğü de Filistinlilerin geri dönüşünü zorunlu kılmaktadır. Geri dönüşün imkan dahilinde olup olmadığı konusunda çoğu İsrailli yazar olumsuz bir kanaat sergilemektedir. Onlara göre Filistin kasaba ve köyleri yok edilmiştir. Bunları eski halleriyle kurmak mümkün değildir. Ancak 1971 yılında İngiliz Filistin Araştırma Fonu tarafından yapılan bir araştırmada 1920-1949 yılları arasındaki dönemi kapsayan Filistin haritaları çıkarılmıştır. 1948’de İsrail’in Filistin’i işgal etmesinin ardından hemen hemen aynı haritalar Arapça isimlerinin yerine İsraillilerin kullandığı İbranice isimler konmak suretiyle değiştirilmiştir. Filistin topraklarını Yahudilere kiralayan İsrail yönetimi bu toprakların her parselinin kaydını tamamlamıştır.
1995 yılında İsrail Adalet Bakanı Yoshie Pilline ve Arafat’ın yardımcısı Abu Mazen tarafından sunulan bir resmi doküman, sorunun çözümü için önemli bir açılım getirmeyi amaçlarken, sorunun çözümünde uluslararası sorumluluğu öngörmüştür. Bu dokümana göre mültecilerin çoğunluğu kurulacak Filistin devletine dönecek, az sayıda mülteci „ailelerin yeniden birleştirilmesi“ programı çerçevesinde İsrail’e dönecek ve geri kalanı ise Batılı ülkelere gidecekti. İsrail bu belgeye göre yeniden yerleştirme konusunda mali yardımda bulunacaktı. Beilin’in temel argümanı, BM’nin 194 nolu kararında hiçbir şekilde „İsrail“ isminin geçmemesi nedeniyle mülteci sorununun yaratılmasında İsrail’in suçlanamayacağı iddiası idi. Nitekim, Temmuz 2000’de yapılan Camp David görüşmelerinde de tartışılan bu doküman, İsrail Başbakanı Ehud Barak tarafından reddedildi ve İsrail’in mülteciler konusunda „hukuki veya ahlaki“ hiçbir sorumluluğunun olmadığı iddiası yinelendi.
Yahudilerin Yahudi Ulusal Fonu, Arap ülkelerindeki Yahudi mülkleri için kurulmuş WOJAC (1977) ve Avrupa’daki Yahudilere ait mal ve mülkler için oluşturulmuş WJRO benzeri kuruluşlara sahip olması gibi, Filistinli mülteci haklarının korunması için Filistin Toprakları Cemaati (Palestine Land Society-PLS) adında bir kuruluşun oluşturulması tavsiye edilmiştir. (Palestinian Return Center-PRC) PLS’nin görevleri şunlardır:
– İsrail dahil olmak üzere Filistinlilerin tüm bölgelerdeki mülk haklarını ortaya koymak,
– Filistin topraklarını belgelemek, yeniden bulmak, korumak, devam ettirmek,
– Mal sahipleri belirlenene ve malları teslim edilinceye kadar sorumlu olmak.
PLS siyasi bir kuruluş değildir, FKÖ ve BM gibi kuruluşlarla birlikte çalışmaktadır. PLS Genel Meclisi, boşaltılmış 500 köy ve şehirden gelen 1.500 üyeden oluşmaktadır. Bu kuruluş süresiz olarak bu bölgelerde çalışma yapacaktır.
Her ne kadar İsrail, mülteciler sorunu konusunda sorumluluk kabul etmediğini belirtse de, İsrail’in Filistinlileri zorla yerinden ettiği tarihi bir gerçektir ve bu da mülteciler meselesini oluşturan taraf olarak İsrail’i sorumlu kılmaktadır. Zira Filistinliler kendi istekleriyle topraklarını terk etmemişlerdir. Filistinlilerin %89’u doğrudan İsrail saldırıları, %10’u psikolojik savaş ve %1’i de kendi istekleriyle topraklarını terk etmişlerdir. UNRWA, mülteciler dönene kadar çalışmalarına devam etmelidir. Bu süreçte BM Uzlaştırma Komisyonu’nun rolü sürdürülmelidir. Zira geri dönüşten yalnızca İsrail değil, uluslararası toplum, ABD ve Avrupa ülkeleri de aynı şekilde sorumludur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: